Bu gadget'ta bir hata oluştu

21 Aralık 2011 Çarşamba

product testing: boobies

15 Ekim 2011 Cumartesi

İnançlıların 15 Yanılgısı


İnançlıların en yaygın 15 yanılgısı: 1) Tanrı kavramının “ilk sebep” problemini çözdüğünü zannetmek Tanrı’nın, nedenler zincirinin sonsuzluğu problemini çözdüğünü zannetmek çok yaygın bir yanılgıdır. İlk şey evrenin ortaya çıkışıysa, evrenin sebebi Tanrı’dır demenin nedenler zincirini bitirdiği zannedilir. Halbuki, bu noktada sorulabilecek “Peki Tanrı’nın sebebi nedir?” sorusu çok yerinde bir sorudur. Bu soruya, şartlanmış bir şekilde, “Tanrı’nın sebebi yoktur” veya “Tanrı kendi kendisinin sebebidir” derler. Fakat bu bir açıklama değildir. Çünkü eğer bir şey sebepsiz olabiliyorsa, ya da kendi kendisinin sebebi olabiliyorsa, o zaman bu kişi evrene niye sebep aramaktadır? Belki sebepsiz olan, veya kendi kendisinin sebebi olan şey, evrenin kendisidir. Eğer evrene bir sebep aranması gerekiyorsa, Tanrı’ya neden bir sebep aranması gerekmediğini açıklaması gerekir bu argümanı sunan kişinin. Aslında biraz objektif baksa, Tanrı açıklamasının evrendeki nedenler zinciri sorununa bir çözüm getirmediğini, yapay bir açıklama olduğunu ve aslında bir şey açıklamadığını görecektir. Bu argüman mantıksal olarak çelişkilidir ve ciddi felsefi tartışmalarda kullanılmaz. Fakat günlük hayatta karsılaştığınız ortalama bir inançlının en çok başvurduğu argümanlardan biridir. 2) “Tanrı bilinmezdir” demek, ama Tanrı hakkında yorum yapmak Bunu da genellikle ateistlerin Tanrı kavramının yarattığı mantıksal sorunlarla ilgili soruları üzerine söylerler. Derler ki, bu sorular Tanrı için sorulamaz. Bu sorular insanin sınırlı algılama ve düşünme eyleminin ürünüdür. Tanrı’yı bağlamaz. Tanrı bunların tümünün üstündedir ve bizim onu tam olarak anlamamız mümkün değildir. Biz sadece onu bir şeylere benzeterek kısmen anlayabiliriz derler. Bu açıklama bu şekliyle fena değilmiş gibi görünür ama aslında çok temel ve her şeyi çökerten bir eksiği vardır. O da Tanrı’nın gerçekten varolup olmadığı, ne olduğu ve nasıl olduğu bilinmeden bu açıklamanın yapılamayacak olmasıdır. Yani bu açıklamayı yapan kişi, Tanrı’nın hem varolduğundan hem de niteliklerinin neler olduğundan emin olmalıdır ki Tanrı hakkında bize o bilgileri versin. Yani bunları söyleyebilmesi için, bir kişinin zaten baştan Tanrı’yı görüp bilmesi ve algılaması gerekmektedir. Ve daha önemlisi Tanrı’nın bilinebilir olması gerekmektedir. Fakat kişi zaten Tanrı’yı açıklarken bilinemez diye açıkladığı için kendi içinde bir çelişkiye düşmektedir. Yani aslında “Ben bilinemez bir şeyi biliyorum” demiş olmaktadır. Hiç kimsenin, Tanrı’nın nasıl olduğunu, neye benzediğini ve varolup varolmadığını bilmeden, Tanrı’yla ilgili herhangi bir söylev vermesi mümkün değildir. Tanrı’nın nasıl olduğunu (veya nasıl olmadığını) açıklayan inançlıların, bu bilgiye nasıl ulaştıklarını da açıklamaları gerekmektedir. Bu bilgi bu kişilere malum mu olmaktadır? Yoksa onlar da başkalarından (din alimleri) mı duymaktadır? eğer ikincisiyse, o zaman bu alimler bu bilgilere nasıl ulaşmaktadır? 3) “Evrenin sebebi” ile “Tanrı”yı aynı şey zannetmek Bu da inançlıların bir başka yanılgısı. Tanrı’nın neden varolduğuna dair kanıt getirirken, bir şeyi kanıtlamaya en çok yaklaştıkları nokta (ki burada da bir şey kanıtlayamazlar ama o ayrı konu), evrenin bir sebebi olması gerektiğidir. Fakat farz edelim ki bu kanıtlanmış olsun ve evrenin bir sebebi olması gerektiği ortaya çıksın. Bu yine de bu sebep Tanrı’dır demekle aynı şey değildir. İnançlı zihin her nedense sebebini bilmediğimiz bir şeyi ortaya çıkardığında Tanrı’yı kanıtladığını düşünür. İnançlının zihninde Tanrı bilinmeyen her şey için cevaptır. İsin garibi, kanıt bile gerektirmeyen bir cevaptır. Bir şeyin sebebi bilinmiyorsa, bu, o şeyin sebebinin göksel dinlerin Tanrı’sı olduğunun kanıtıdır. Bu nasıl bir mantıktır siz düşünün. Her şeyden önce, eğer evrenin sebebi üzerine spekülasyon yapacaksak, Tanrı fikri kadar popüler olmayan pek çok açıklama da akla gelir. Bunlarla fazla karşılaşılmaması, bunların mantıksal açıdan Tanrı fikri ile eşdeğer olmamaları, hatta ondan daha mantıklı olmamaları anlamına gelmez. Nitekim Evrenin sebebi deyince, bu sebebin zeki ve amaç sahibi bir sebep olması bile gerekmez. Eğer aranan sadece bir sebepse, bu sanal bir parçacık veya boşlukta simetri kırılımına sebep olan bir kuantum dalgalanması bile olabilir. 4) Evrenin ardında zeka görmek ve bu zekayı Tanrı zannetmek Bu yanılgı iki başlığa ayrılabilir aslında. Biri evrenin ardında zeka görmek, diğeri ise bu zekayı Tanrı zannetmek. Evrenin ardında zeka olup olmadığı ve evrenin bir tasarım ürünü olup olmadığı ile ilgili olarak daha önce çok yazdık. Evrende yapılan objektif gözlemler, aslında ardında zeka olduğuna değil, tam tersi her şeyin kör bir şekilde işlediğine işaret eder. Evrenin neden tasarım urunu olmadığına ve evrenin ardında neden zeka olmadığına dair olarak daha önce yazdığımız iki yazıya link veriyorum: Zeki tasarım, Doğa ve tasarım. Evrenin ardında zeka olduğunu düşünmek zihinsel bir şartlanmanın ürünüdür. Sebebini merak eden bu iki yazıyı okumalıdır. Fakat farz edelim ki evrenin ardında zeka var. Bu yine de bu zekanın Tanrı olduğu anlamına gelmez. Bu zeka, bir uygarlığın kolektif zekası olabilir, veya insanlığın günümüzdeki uygarlığını yaratan zekanın çok uzak gelecekte alacağı biçim olabilir. (Örneğin, belki de insanlık çok uzak gelecekte öyle bir düzeye ulaşacak ki, zamanda geri gidip evreni yaratacak). Ya da başka bir şey olabilir. Bu spekülasyonlara mantıksız deyip kenara atmadan önce, Tanrı ve göksel dinlerin masallarının ne derece mantıklı olduğunu bir düşünün. Gökte bir yerlerde yaşayan ve koca evreni insanlar için yaratıp, bir de cennet ve cehennem yaratan, insanları günah işlemeye eğilimli yaratıp, sonra işliyorlar diye cezalandıran, kendi varlığını çok açıkça göstermeyip, sonra da inanmıyorlar diye suçlayan bir sadist hükümdar fikri mi daha mantıklıdır, yoksa yukarıdaki spekülasyonlarda dile getirilen zeka türleri mi? Hem zaten, evrenin ardında zeka olduğu anlaşılsa bile, bu cevaptan çok soru yaratır. O zaman o zekanın kökeni, nasıl ortaya çıktığı, vs. açıklanmalıdır. 5) Cevapları bilmek zorunda olduğumuzu ve cevapların her zaman bilinebileceğini zannetmek Evrenin kökeni ve hayatin anlamıyla ilgili temel soruların cevaplandırılmasını mümkün ve zorunlu görür inançlı. Bu soruların cevaplandırılabilmesi elbette güzel olurdu ama bu bir temennidir sadece. Bu temenniyi gerçek zannetmek ve gerçekten de bu soruların doğru cevaplarına uygarlığımızın bugünkü düzeyinde eksiksiz ve tartışmasız ulaşılabileceğini zannetmek ve daha ilginci, bu cevaba zaten sahip olunduğunu zannetmek başka bir yanılgıdır. Bilinçli insanin, bu tur temel konularda bilinmeyenlerle yasamayı öğrenmesi gerekmektedir. Yoksa doğru cevap diye uydurma bazı cevaplarla kendini kandıracaktır. 6) Yokluğu varlıktan öncelikli görmek ve varlığın ille de yokluktan çıkması gerektiğini zannetmek İnançlı yokluğu temel durum görür ve varlığın ondan çıkması gerektiğini düşünür. Bu önyargıya dinlerdeki yoktan yaratma/yaratılma fikri yol açmaktadır. Halbuki, prensip olarak yokluğun daha temel ve daha öncelikli durum kabul edilmesinin bir zorunluluğu yoktur. Varlık da tek başına yokluk kadar temel bir durumdur, daha doğrusu bu ikisi iç içedir ve yokluk olmadan varlık, varlık olmadan ise yokluk anlaşılamaz. Bu konuda, sitemizdeki varlığın kökeni yazısı okunabilir. 7) Tanrı deyince ne kastettiğini bildiğini zannetmek İnançlılar, Tanrı deyince ne kastettiklerini bildiklerini zannederler. Halbuki Tanrı kavramı, ilk ortaya çıktığından beri, ne anlama geldiği belirsiz, bulanık, çelişkili ve anlaşılmaz bir kavramdır. Tanrı için söylenen şeyler birbiriyle çelişir ve bir kısmi da mantığa aykırıdır. Fakat bu durumu açıklamak için inançlılar bizim algı kapasitemizin ve zihinsel yeteneklerimizin Tanrı’yı anlamaya yetmeyeceğini söylerler. Tabi bunu dediklerinde de yukarıda bahsettiğimiz 2 numaralı yanılgıya düşmüş olurlar. Tanrı’nın tanımlanması konusunda sitemizde yer alan Tanrı’nın Tanımı yazısı okunmalıdır. 8) Tanrı’nın varlığının kanıtlanabileceğini zannetmek Her insanin içinde az ya da çok bilimsel kaygılar vardır, ve bu yüzden inançlılar Tanrı’nın varlığının kanıtlanabileceğini düşünmek isterler. Daha doğrusu, varlığını kanıtlayarak inandıklarını düşünmek isterler. Halbuki, konuyla biraz yakından ilgilenen herkes, ki buna teologlar da (hatta özellikle onlar) dahil, doğaüstü olduğu, tam anlaşılmaz olduğu ve algı alanımızın dışında olduğu söylenen metafizik bir kavramın varlığının kanıtlanamayacağını görür. 9) Tanrı’nın varolduğunu kanıtlamanın, dinlerin ilahi olduğunu kanıtlamakla aynı anlama geleceğini zannetmek Bu da çok yaygın bir yanılgı inançlılar arasında. Bu iki fikir arasında bir uçurum var normalde. (Evrene sebep olan bir güç tanımlayıp buna Tanrı demekle, bu Tanrı’nın dinlerin bahsettiği Tanrı olduğu ve bizlere kitaplar, peygamberler gönderdiğini düşünmek arasında). Ama her nedense bu eksiklik gözlerine çok fazla batmaz inançlıların. Bu sorunu fark ettiklerinde, deist oluyorlar zaten. 10) Bir inancın popülerliğinin doğruluğunu gösterdiğini zannetmek İnançlılar, farkında olmasalar da, aslında topluma uydukları için inanırlar. Toplumda yaygın olan bir fikirden şüphe etmemek insan psikolojisinin yarattığı bir yanılgıdır. İnsanların çoğunun Tanrı’ya inanmasını, bu inancın doğruluğuna bir kanıt gibi görmeleri çok ilginç bir yanılgı örneğidir inançlılarda. 11) Gerçekten kafa yorarak ve bilinçli bir şekilde inandıklarını zannetmek Bu da yukarıdaki maddeyle ilişkili bir yanılgıdır. Din ve inanç konuları düşünüldüğünde ilk anda akla gelen birkaç nokta üzerine çok az da olsa kafa yormuş olmayı, bu konuları incelemiş olmak ve bilerek, araştırarak, bilinçli şekilde inanmak zannederler. Halbuki, toplumdan hazır aldıkları inançları devam ettirmektedirler. Gerçek sorgulama daha yoğun bir çabayı ve her şeyden önce daha derin bir araştırmayı gerektirir. 12) Ateist olmak için Tanrı’nın varolmadığının kanıtlanması gerektiğini zannetmek İnançlılar, ateistlerin bir iddia ile gelmediğini, asıl iddia sahibi tarafın kendileri olduğunu bir türlü anlayamazlar. Pek çok inançlı, ısrarla, ateistlerden ateist iddialara kanıt ister. Tanrı’nın varolmadığını kanıtlamalarını talep ederler örneğin ateistlerden. Halbuki, ateist açısından konu farklıdır. Ateist için iddia sahibi taraf karşı taraftır ve inançlının inancını kanıtlaması gerekir. Eğer inançlı, inancını kanıtlayamazsa, iddiasına inanmanın bir anlamı kalmaz. Ateist karşı tarafı çürütmek zorunda değildir. Sadece karşı tarafın iddiasının desteksiz olduğunu göstermesi yeterlidir ateistin. Bir ateist için, inançlının “Tanrı’nın varolmadığını kanıtla” demesi, “Noel babanın varolmadığını kanıtla” demekten farksızdır. Ateist, kanıtlama yükümlülüğünün kendisinde değil, karşı tarafta olduğunu görür. Birisi eğer Noel babanın varolduğunu iddia ediyorsa, bu iddiasını kanıtlamak onun görevidir. Kimse bütün ömrünü olmayan şeylerin olmadığını kanıtlamaya uğraşarak geçiremez. Bir şeyin olduğu iddia ediliyorsa, iddia sahibinin bunu kanıtlaması gereklidir. Kanıtlayamadığı takdirde, fikrinin Noel baba masalından, veya 7 başlı ejderhanın varolduğu iddiasından farkı kalmaz. 13) Kuran’da mucize olabileceğini zannetmek Bu da çok safça bir düşüncedir. Her nedense bütün dünyada sadece kendilerinin bu mucizelere tanık olduğunu görmezler. Kuran’da gerçekten mucize olsa, bunun insanlığın dikkatinden kaçmayacağını, dünya üzerinde çeşitli konulara kafa yoran çok zeki insanlar olduğunu ve bu kişilerin kolay kolay kül yutmayacağını bir türlü anlayamazlar. Her nasılsa, kurandaki bu mucizelerin dikkatlerden kaçtığını ve ancak kendileri bahsederse insanların göreceğini zannederler. Örneğin yabancı uzmanlar arasında da kuranı veya diğer dinlerin kutsal metinlerini okuyup inceleyen uzmanlar olabileceğini ve bu kitaplarda olağanüstü bir durum olsa, bunun bugüne dek keşfedilmeden kalamayacağını bir türlü göremezler. Bu bence Müslüman inançlıların en saf yanılgılarından biridir. 14) Kuran’ın gerçekten elle tutulur ve kendi içinde tutarlı bir kitap olduğunu zannetmek Bu ise, inandığı kitabi okumamaktan ve bilmemekten kaynaklanır. Zannederler ki, kuran dogru yol gosteren bir kitaptır da, inanmayanlar sadece delil eksikliğinden inanmaz. Kendileri objektif bir gözle okusalar, hatta bırakın objektif gözü, açıp okusalar, pek çok celiskiyi ve tutarsizligi kendileri de göreceklerdir. Fakat çoğu inançlı elbette bunun bilincinde değildir. 15) Evrim teorisinin inanıp inanmama kategorisinde bir şey olduğunu zannetmek Son olarak, pek çok inançlı, evrim teorisini de dinlerde olduğu gibi inanıp inanmama kategorisinde değerlendirirler. Meselenin, delil, gözlem, bilimsel doğrulama yöntemleri, vs. gibi yönlerini görmezler. Bu da bilimi ve bilimin yöntemini bilmemekten kaynaklanır. Bilmezler ki, bilimde teoriler tercihe göre kabul veya red edilmez, bilimde karşıt görüşlüleri bile ikna edecek düzeyde somut kanıt ortaya çıkmadan bir fikir benimsenmez. Dolayısıyla evrim teorisi gibi bilimin yerleşik teorilerinden birinin konuyla gerçekten teknik düzeyde ilgilenen hemen hemen herkesi ikna edecek düzeyde delili vardır. İnançlılar bunu bilmezler ve bu yanılgıları da yukarıdaki tüm yanılgılarda olduğu gibi, şartlanma ve bilgisizlikten kaynaklanmaktadır.

11 Ekim 2011 Salı

Tanrı'yla aynı fikirde değilim

Tanrı'yla aynı fikirde değilim.
İntihar edenlerin
Cehenneme gideceği konusunda..

Kâinatın yaratılışına
Katılmaktan bıktığımda ruhum;
İntihar edeceğim ben de,
Denenmemiş bir yolla..

Nerdeyse bütün akıllı kalpler,
İntihar edip siktir çekmiş yeryüzüne..
Ben ateist değilim!
Babasıymış gibi, Tanrı'ya küsen bir çocuğum..
Eğer Tanrı intihar edenleri ve Nietzsche'yi
Cehenneme gönderirse,
Cehennemde yanmayı tercih ederim ben de.
Tanrı dürüstlüğü sever..!

Tanrı'nın hayal gücünü beğenmiyorum.
Ben tanrı olsam,
Peygamberler göndermez,
Direkt konuşurdum insanlarla..

Ben tanrı olsam,
Hitler'i iyi kalpli bir yahudi olmakla cezalandırırdım.
Yahut yetenekli bir yazar yapardım onu.
İçindeki kötülüğü insanlara değil,
Tuallere boşaltırdı..

Ben tanrı olsam,
Devletler yok olur,
Gül kokulu bireyler var olurdu sadece.
Atlar çılgın zamanlar koşardı..

Ben tanrı olsam,
Düşünce gücüyle herkesin
İstediği karakter olmasını sağlardım.
Dünya bir şiirin
Yaratılım sürecine dönüşürdü böylece..

Ben tanrı olsam intihar ederdim!
İnsanlarla birlikte,
Acı çekmeyi öğrenemediğim için..


César Abraham Vallejo Mendoza

 

10 Ağustos 2011 Çarşamba

BİTİŞİN ÇIĞLIĞI


 

Kararınız ne olursa olsun acı çekeceğinizi bildiğiniz durumlarda, bir 
karara varmak çok güçtür. Özellikle sevgi ilişkilerini bitirirken, 
ayrılıkların da başlangıcında. Bir şey olur, bir şey yaşanır ya da olması 
gereken gerçekleşmez. İşte o zaman içinden bir parça kopar insanın. 
"Bu bana göre değil, hak etmiyorum ben bunları" diye düşünür.

Aşk varsa, sevgi oluşmaya başlamışsa, başını hızla bir yere
vurduğunda hissettiği acıdan daha keskin bir acı kaplar ruhunu. 
İsyan etmek, bağırmak, çağırmak, "kendine gel, yaptığını fark 
et" demek ister. İlk sarsıntı bazen bir kucaklaşmayla, bazen bir
özür ya da özrü sembolize eden bir davranışla, daha kötüsü bazen
hiç konuşulmadan geçer gider. Ama ardı arkası kesilmiyorsa 
incinmelerin ya da farklılıklardaki yansımaların, yürekteki 
acı büyür iyice. Ve başlar çatışma.

Yürek, ilkel toplumlardaki tamtamların çığlığıyla sarsılırken, 
akıl yüreği sakinleştirmeye, çözüm üretmeye çabalar. Paramparça
hisseder kendini insan. Benliğe, doğrulara, sağlıklı birlikteliğe 
duyulan özlemle, sevgiliye duyulan özlem arasında takılı kalır.
İlkel çalgıların ve çığlığın ritmi artarsa eğer, yani var olanlara 
yenileri eklenirse, akıl daha çok frene basar. Bu kez "kendine 
gel !" denen, kendisidir. Çünkü aynada görülen, göz kapakları 
düşmüş, dudakları sarkmış yüz, artık mutlu degildir.

Yapılacak tek bir şey vardır. "Ya olduğu gibi kabul et ve 
acı çekme ya da çık git." Bilir bilmesine bunu yürek de, 
gitmeyi istemez. Bedenini uzaklaştırmayı değil, onu
göğsüne sokmayı ister. Sarılmak, daha çok bir olmak.

Hele bir de paylaşılan zaman ve yaşam parçaları çoksa,
umutlar ve hedefler beraber konduysa, emek harcandıysa var 
olmak için, daha da güçleşir gitmek. Tüm bunlar yaşanırken 
benlikte ve ruhta, artık bir arada oluşun da tadı kalmaz. 
Çünkü, ne, bir olunabilir bu sorularla, ne de gidilebilir bu 
özlemle. Tamtamın sopası, her soluğa denk düşer böylesi 
zamanlarda. "Seni Seviyorum" o ilkel sestir aslında. Sevgi 
yener mi aklı? Bazen. Ama hep o incinmeye, yeniden hayal
kırıklığına uğramaya hazır oluş halde sürer ilişki. Kişi,
bilir bir gün bağların kopacağını. Sadece süreyi uzatmaya, 
kopuşu geciktirmeye yarıyordur davranışları.

Bazen de akıl galip çıkar, yüreği de yanına çekerek. "Tamam" 
diye düşünür insan. "Onu çok seviyorum. Bedeninin sıcaklığını, 
sarılmasını özlüyorum. Ama kumaşın dokuması farkli işte. 
Tutmuyor birbirini. Farklılıklar, olanlar ya da olmayanlar bu 
kadar sarsıyorsa beni; kendimi, 'ben'ime olan saygımı
korumak için bitirmeliyim ilişkimizi."

Ve geriye dönüp yaşananlara bakar. "Denemediğim yol
kalmış mı? Yeterince süre vermiş miyim sorunların çözümü için? 
Çaba göstermiş miyim gerçekten?" diye sorar. Her şey denenmişse 
bile, son bir sanş vermeden ilişkiye, çıkıp gidemez. "Şu olaya, 
bu zamana kadar yaşarım, yaşatmaya çalışırım sevgimi. Tekrar
oturur konuşur, anlatmaya, anlamaya çabalar,olamazlığına emin 
olmadan koparmam içimdeki duyguyu"diye düşünür. Ve yaşar.

Eğer sevgi gerçekse, kişilikler sağlıklıysa, farklılıklar aşılamaz 
boyutta değilse, çözülür sorunlar. Ama aksi durumda, tek yol kalır
hayatta. Gidiş. Hem de gelişi olmayan bir gidiş. Denenmiş elbisenin
provasının olmayacağını bilerek, geride hiçbir şüphe, akılda hiçbir 
keşke, yürekte hiçbir ümit bırakmadan, çıkıp gidilir.

Acı çekilmez mi? Hem de nasıl çekilir. Yine de bilir ki insan, 
beraber olduğu sürece hep acı çekecek., acı çekme ihtimaline 
karşı hep tetikte duracak, mutluluk,huzur üretemeyecek.

Bu yüzden haykırır yüreğinin olanca gücüyle: "Hadi şimdi vurun 
bakalım tamtamlar. Şimdi daha hızlı, daha güçlü çığlıklar atın. 
Başka ses duyamaz hale getirin beni. Ama ben gidiyorum. 
Çünkü bir süre sonra susacağınızı biliyorum. Alın bir vuruş 
da benden. Biten ilişkiye, gönderilen sevgiliye, 
içimdeki acıya! Yine de gidiyorum."

6 Haziran 2011 Pazartesi

fotoğraf

Her insan fotoğraflarda güzel çıkmadığını düşünür. aslında belki de en güzel oldukları yer fotoğraflardır.. öyle dururlar çünkü yalan söylemezler, bırakıp gidemezler, nankör olamazlar, arkandan konuşamazlar, kalbini kıramazlar, seni aldatamazlar, ihanet edemezler.. gerçeğinde bu yazılanların hepsini yaparlar, fotoğraflar sadece susar, bakar.

7 Mayıs 2011 Cumartesi

Küçük Prens'ten...

 Eğer insan bir çiçeği seviyorsa ve milyonlarca yıldızın üzerinde bu çiçekten yalnızca bir tanecik varsa, yıldızlara uzaktan bakmak bile bu insanı mutlu etmeye yeter. Çünkü insan kendi kendine 'işte benim çiçeğim oralarda bir yerde' diyebilir.

* Eğer büyüklere, "güzel bir ev gördüm, kırmızı tuğlalı: pencerelerinden sardunyalar sarkıyor, damında ise kumrular var" derseniz, nasıl bir evden söz etmekte olduğunuzu bir türlü anlayamazlar. Ne zaman ki onlara, "yüz milyonluk bir ev gördüm" dersiniz, işte o zaman size, "oo, ne kadar güzel bir evmiş!" derler gözlerini koca koca açıp.

* Sen de kendi kendini yargılarsın, diye karşılık verdi kral. En zoru da budur. İnsanin kendini yargılaması başkasını yargılamasından daha zordur. İyi yargılamayı başarırsan, gerçek bilge olduğunu kanıtlamış olursun.

* İnsanların arasında da yalnız kalır insan.

* ..Güzelsiniz ama boşsunuz, diye ekledi. Kimse sizin için canını vermez. Buradan geçen herhangi bir yolcu benim gülümün size benzediğini sansa bile, o tek başına topunuzdan önemlidir. Çünkü üstünü fanusla örttüğüm odur, rüzgârdan koruduğum odur, kelebek olsunlar diye bıraktığımız birkaç tanenin dışında bütün tırtılları uğruna öldürdüğüm odur. Yakınmasına, böbürlenmesine, hatta susmasına kulak verdiğim odur. Çünkü benim gülümdür o..

* Senin oradaki insanlar, dedi Küçük Prens, bir bahçenin içinde binlerce gül yetiştiriyorlar ama yine de aradıklarını bulamıyorlar. Aslında aradıkları tek bir gülde, ya da bir damla suda bulunabilir. Ama kördür gözler. İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman gerçekleri görebilir.

* ...Bana bakıyordu. Elimde çekiç, parmaklarım yağdan simsiyah olmuş, ona çok çirkin gözüken bir nesnenin üzerine eğilmiş olan bana...

- Tıpkı büyükler gibi konuşuyorsun!
Biraz utandım ama o acımasızca sürdürdü:
- Herşeyi birbirine karıştırıyorsun, karmakarışık ediyorsun.
Gerçekten çok kızmıştı. Altın renkli saçları rüzgârda dalgalanıyordu.
- Gezegenlerden birinde yaşayan kırmızı yüzlü bir adam tanıyorum. Tek çiçek koklamamış, tek bir kez yıldıza bakmamış, kimseyi sevmemiş. Yaşamı boyunca tek yaptığı sey bir takım sayıları toplamak. O da bütün gün kendi kendine aynı şeyleri söylüyor, senin gibi: "Çok önemli işlerim var benim!" Bunları söylerken gururla kabarıyor göğsü. Ama o insan değil ki, mantar!
- Ne?
- Mantar!
Küçük Prens şimdi öfkesinden bembeyazdı.
- Çiçeklerin milyonlarca yıldır dikenleri var. Milyonlarca yıldır koyunlar dikenli çiçekleri de yiyorlar. Peki neden bu çiçeklerin hâlâ dikenleri olsun diye çabalamalarının nedenini anlamaya calışmak önemli işlerden sayılmıyor? Koyunlarla çiçeklerin arasındaki bu savaşs kırmızı yüzlü adamın topladığı rakamlardan daha mı önemsiz? Hele benim gezegenimde, yalnız benimkinde yaşayabilen bir çiçeğimin olduğunu, bunu koyunun bir ısırışta yok edebileceğini düşün. Bu çok mu önemsiz?
Şimdi de yüzü al aldı.
- İnsan bir çiçeği severse, milyonlarca ve milyonlarca yıldızda yalnız tek bir çiçek açarsa, işte o yıldızlara bakarak mutlu olur. Kendi kendine şöyle der: Ama koyun çiçeği yerse bütün yıldızlar kararıverir... Bu da hiç önemli değil öyle mi?
Sözleri hıçkırıklara boğuldu.
Gece olmuştu. Âletlerimi olduğu yere bıraktım. Şu anda çekicin, cıvatanın, susuzluğumun ne önemi vardi? Yıldızlardan, gezegenlerden birinde, benim gezegenim Dünya´da bir Küçük Prens vardı avutulacak. Kollarıma aldim onu ve başını okşadım...

25 Nisan 2011 Pazartesi

Bikaç...

"Bir gün köprüde yürüyordum ve köprünün kenarında kendisini aşağı atmak üzere olan bir adam gördüm. Yanına gidip bağırdım: "Dur! Yapma! "Neden yapmayayım?" dedi "Çünkü yaşanacak çok şey var". "Mesela ne?" dedi. "Peki, sen ateist misin yoksa inançlı mısın?" "İnançlıyım" dedi. "Ben de" dedim. "Hristiyan mısın, Müslüman mısın, Musevi misin, Budist misin, Hindu musun?" "Hristiyanım" dedi. "Ben de" dedim. "Katolik misin Protestan mısın?" "Protestanım dedi. "Ben de" dedim. "Anglikan mısın, Baptist misin?" "Baptistim" dedi. "Woow ben de" dedim. "Tanrının Baptist Kilisesine mi yoksa Efendimizin Baptist Kilisesine mi üyesin?" "Tanrının Baptist Kilisesine üyeyim" dedi. "Ben de" dedim. "Orijinal Tanrının Baptist Kilisesine mi yoksa Reformcu Tanrının Baptist Kilisesine mi üyesin?". "Reformcu TanrınınBaptist Kilisesine üyeyim" dedi. "Ben de" dedim. "Reformcu Baptist Kilisesi, 1879 Reformuna mı yoksa Reformcu Baptist Kilisesi, 1915 Reformuna mı üyesin?" "Reformcu Baptist Kilisesi, 1915 Reformuna üyeyim" dedi. "O zaman geber, seni dinsiz kafir" dedim ve onu aşağı ittim!""

Emo Philips

Siyasetle uğraşmamanın cezası, sizden daha aptal olanlar tarafından yönetilmektir. - Platon

Hiç kimse atalarının ahlaki bozukluklarını körce savunanlardan daha çok acıya sebep veremez. - William Faulkner


Evrende en çok bulunan iki şey: Hidrojen ve aptallık. - Harlan Ellison

Merak, hareketli bir aklın kalıcı ve kesin bir özelliklerinden biridir. - Samuel Johnson

Akıl yürütemeyen aptaldır; akıl yürütmeyen bağnazdır; cesaret edemeyen köledir. - Sir William Drummond


Dünya üç beş bilgisizin elinde; Onlarca her bilgi kendilerinde. Üzülme; eşek eşeği beğenir: Hayır var sana "kötü" demelerinde. - Ömer Hayyam

Hiç bir şey bilmiyorlar, bilmek istemiyorlar. Şu cahillere bak, dünyaya egemen onlar. Onlardan değilsen eğer, sana kâfir derler. Onlara aldırma Hayyam, yoluna devam et. - Ömer Hayyam

Büyük beyinler fikirleri tartışır, vasat beyinler olayları tartışır ve küçük beyinler başka insanları tartışır. - George Parry

Karanlıktan korkan bir çocuğu kolaylıkla affedebiliriz. Hayattaki gerçek trajedi yetişkinlerin aydınlıktan korkmasıdır. - Platon

Yeterince sık söylenen bir yalan, gerçek olur. - Lenin

Bir insanı zorla susturmak ona bahşedebileceğiniz en büyük onurdur. Onun size karşı olan mükemmelliğini kabul ettiğiniz anlamına gelir. - Joseph Sobran

Tehlikesiz bir fikir, fikir denemeyecek kadar değersizdir. - Oscar Wilde

Ne büyük gelişme kaydetmişiz. Orta Çağda olsak beni yakarlardı. Şimdi kitaplarımı yakarak yetiniyorlar. - Sigmund Freud (Nazilerin kitaplarını yakması üzerine söyledikleri)

İnsanların ahlaksız dediği kitaplar, insanlara kendi ayıplarını gösteren kitaplardır. - Oscar Wilde

Askeri eğitimin amacı insanları sadece savaşa hazırlamak değil, ama savaşın çıkmasını şiddetle arzu ettirmek. - Louis Simpson

Ben oğlumu asker olsun diye yetiştirmedim, benim gururum ve neşem olsun diye onu büyüttüm. Kim başka bir annenin oğlunu öldürmesi için onun omuzuna bir tüfek koymaya cesaret edebilir? – Bir Anne

Yükselmenin en alçakcası, zayıfların sırtına basarak yükselmektir. - LaRochefoucauld

Aynen iki elin parmakları gibi, insanlar da birbirine eşittir. Hiç kimse, kimse üzerinde hak iddia edemez. Siz kardeşsiniz. - Hz. Muhammed

Benim ne ırk önyargım var, ne sınıf önyargım var, ne de din önyargım var. Tek umursadığım, kişinin insan olması ve bu benim için yeterli - Mark Twain

İnsanlar ırk veya renk gibi tesadüfi sebeplerle üstün olmazlar. En iyi kalbi, en iyi beyni olanlar üstündür. Üstün insan yerdekine eğilerek ayakta durur ve onu kaldırarak yükselir. - Robert Ingersoll

Gerçek uygarlık, herkesin diğerine kendisi için istediği her hakkı vermesidir. - Robert Ingersoll

Gerçek insan, başkasının yüzünde patlayan tokadı kendi suratında duyabilen insandır. - Jose Marti

"Sorunun esası şudur: Ya devrim yolunu seçeceğiz... ya da, bu düzenin baskılarına, haksızlıklarına boğun eğerek, şu ya da bu biçimde teslim olarak yaşamayı seçeceğiz. Bu çeşit bir seçiş, yok olmanın bir biçimidir."

Yılmaz Güney

Hiç kimse bilerek kötülük yapmaz. Kötülük "bilginin" eksikliğinden kaynaklanır.-Sokrates

Zorla alabileceğin bir hakkın, sana verilmesine izin verme! - Friedrich Nietzsche

Önce sizi umursamazlar, sonra size gülerler, sonra sizinle kavga ederler, sonra siz kazanırsınız. - Gandhi


12 yaşındayken, babamla ava çıktık ve bir kuşu vurduk. Kuş orada yatıyordu ve o sırada aklıma bir şeyler çarptı. Neden bu sabah uyandığımda benim kadar mutlu olan bu yaratığı öldürmeye eğlence diyoruz?

Üzgünüm... Ama ben imparator olmak istemiyorum. Bu benim işim değil. Kimseye hükmetmek yada boyun eğdirmek istemiyorum. Elimden gelirse , herkese yardım etmek isterim : yahudi olan,olmayan,zenci veya beyaz... Hepimiz karşımızdakine yardım etmek isteriz. İnsanların yapısı böyledir.Biz birbirimizin mutluluğu için yaşamayı isteriz, kötülüğü için değil. Birbirimizden nefret etmek ve hor görmek istemeyiz. Bu dünyada herkese yetecek yer var. Ve toprak hepimizin ihtiyacını karşılayacak kadar bereketlidir. Yaşam biçimimiz özgürce ve güzel olabilir,ama biz o yolu yitirdik. Açgözlülük insanların ruhunu zehirledi, dünyayı nefret kuşattı, hepimizi kaz adımlarıyla sefaletin ve kanın içine sürekledi. Hızımızı arttırdık ama bunun tutsağı olduk.Bolluk getiren makineleşme bizi yoksul kıldı. Edindiğimiz bilgiler bizi alaycı yaptı ; zekamız ise katı ve acımasız. Çok fazla düşünüyoruz ama çok az hissediyoruz. Makineleşmeden çok insanlığa muhtacız... Zekadan çok iyilik ve anlayışma muhtacız... Bu değerler olmadan hayat korkunç olur, her şeyimizi yitiririz. Uçaklar ve radyo bizleri birbirimize yakınlaştırdı. Bu buluşların var oluş nedeni, doğaları gereğiş, insanın içindeki iyiliği ortaya çıkarmak, evrensel kardeşliği oluşturmak ve hepimizin birleşmesini sağlamktır. Şu anda bile sesim dünyadki milyonlar insana, acı çeken milyonlarca kadın, erkek ve küçük çocuğa, suçsuz insanları hapse atan,işkence eden bir sistemin kurbanlarına ulaşıyor. Beni işitenlere şunu söylmek istiyorum : "Umutsuzluğa kapılmayın." Üstümüze çöken bela,vahşi bir hırsın insanlığın gelişmesinden korkanların duyduğu acının bir sonucudur.İnsanlardaki bu nefret duygusu geçecek ve diktatörler ölcektir. Ve halktan aldıkları güç, yine halkın eline geçecektir. Son insan ölene kadar özgürlük asla yok olmayacaktır. Askerler !!! Kendinizi bu vahşilere teslim etmeyin.Sizleri hakir gören ve esir eden, hayatlarınızı yönetmeye çalışan, ne yapmanız, ne düşünmeniz, ne hissetmeniz gerektiğini size emredenlere ; sizleri bir hayvan terbiye eder gibi şartlandırıp topun ağzına sürenlere boyun eğmeyin.Bu doğa dışı adamlara boyun eğmeyin, makine kafalı, makine kalpli bu adamlara... Sizler birer makine değilsiniz ! Sizler hayvan değilsiniz! Sizler insansınız ! Kalbiniz insanlık sevgisiyle dolup taşmaktadır! Nefret etmeyin! Yalnızca sevilmeyenler nefret eder... Sevilmyenler ve doğaya aykırı olanlar... Askerler ! Kölelik uğruna savaşmayın! Özgürlük için savaşın! St Luke'un İncil'nin on yedinci bölümünde şunlar yazılıdır : " Cennet insanların içindedir. Tek bir insanın yada bir zümrenin değil, tüm insanların içinde,sizin içinizdedir... Güce siz insalar sahipsiniz. Makineleri yapacak güce, mutluluğu yaratacak güce... Bu hayatı özgür ve güzel kılacak güce sizler sahipsiniz. Bu hayatı olanğanüstü bir maceraya çevirecek olan yine sizlersiniz. Öyleyse, demokrasi adına haydi gücümüzü kullanalım... Haydi birleşelim ! Yeni bir dünya için savaşalım, insanca bir dünya için... Herkese çalışma şansı verecek , gençlere gelecek , yaşlılara güvenlik sağlyacak bir dünya için savaşalım. Zalimler de böyle sözler vererek iktidara geldiler.Ama yalan söylediler! Sözlerini tutmuyorlar. Hiç bir zamanda tutmayacaklar! Diktatörler kendilerini özgürleştirirler ama halkı esarete mahkum ederler... Haydi, şimdi bu sözleri tutmak için savaşalım. Dünyayı özgürleştirmek için savaşalım, ulusal sınırlar olmadan yaşayabilmek için, hırstan nefretten ve hoşgörüsüzlükden kendimizi arındırmak için... Sağduyulu bir dünya için savaşalım. Bilimin ve gelişmenin bütün insanlığa mutluluk getireceği bir dünya için savaşalım. Askerler!!! Demokrasi adına! Birleşelim. 
Charlie Chaplin (Şarlo)

Irkçılık cahilin sığınağıdır. Bölmek ve yok etmek ister. Özgürlüğün düşmanıdır ve kafaya kafaya çarpışıp yok edilmeyi hak eder.

"Milliyetçilik, sizin doğduğunuz ülkeyi; diğer tüm ülkelerden daha mükkemel olduğunu zannetmenizdir." George Bernard Shaw

Benim uğruna savaşacak bir ülkem yok; benim ülkem dünya, ve dünya vatandaşıyım. - Eugene V. Debs

Bir insanın ülkesini sevmesi takdir edilecek bir şey. Ama sevgi neden sınırda bitmek zorunda? - Pablo Casals

Eğer İsa 20 sene önce öldürülseydi, Katolik çocuklarının boynunda haçlar yerine elektirikli sandalyeler olacaktı. - Lenny Bruce

“Çoğunluğun iradesi, diğer insanlar üzerinde baskı yapabilir; gücün çoğunluk tarafından kötüye kullanılmasının önlenmesi gereklidir. ‘Çoğunluğun tiranlığı’ topluma karşı bir kötülüktür ve toplum buna karşı korunmalıdır.”
John Stuart Mill

“Demokrasilerde bir seçmenin cehaleti bütün halkın güvenliği için tehlikedir.”
John F. Kennedy

Cahil bir toplum,özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz.Sadece seçim yaptığını zanneder.Cahil toplumla seçim yapmak,okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır! Böyle bir seçimle iktidara gelenler,düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir!" Nietzsche

Ve son olarak kendine saygı duy ki diğerlerine de duyabilesin, başkalarının onuru ile oynama, sonuçta oyunun sonu geldiğinde "yiyip içen, uyuyan, arada çiftleşen iki ayaklı hayvandan" bir farkın kalmaz... Yüce FSM

"Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim; halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım?" '' Ey aydın cemaat! Lütfen öldürme beni!'' Turan Dursun

Eğer başkalarının bağnaz,kadın düşmanı, nefret içeren fikirleriyle; Miden boşken yarışmaya kalkmazsan çok memnun olurum. Önce yemek ye,sonra da ne BOK yersen ye!" Uçan Spagetti Canavarı

Sen, arkadaşım ! Düzensiz bir düşünce şeklinin kurbanısın. Cesaretle, bilgeliği karıştırıyorsun...

Evet hayat son sözü söyler ama... Benim de cümlelerim var!

"En önemlisi, kabiliyetinizi koruyabilmeniz, dünyanın neresinde olursa olsun ; her haksızlığı, kendinize karşı yapılmış gibi hissetme kabiliyetinizi kaybetmeyin. Bu devrimcinin en önemli özelliğidir." Ernesto Che Guevara

Burada öğretmen yok, öğrenci yok, lider yok, yol gösterici yok, efendi yok, kurtarıcı yok. Kendiniz için öğretmensiniz ve öğrencisiniz ; efendi, yol gösterici, lider sizsiniz. SİZ HER ŞEYSİNİZ ! Ve anlamak , değişimdir! - Jiddu Krishnamurti

Tanrının insanı sınama olayı, senaristin
kendi yazdığı filmin finalinde süpriz beklemesi gibidir.

Şu dünyayı Tanrı yarattıysa, onun yerinde olmak istemem doğrusu. Çünkü, dünyanın sefaleti yüreğimi parçalar.Yaratıcı bir ruh düşünülürse, yarattığı şeyi göstererek ona şöyle bağırmak hakkımızdır: "bunca mutsuzluğu ve bu üzüntüyü ortaya çıkarmak uğruna, hiçliğin sessizliğini ve kıpırdamazlığını bozmaya nasıl kalkıştın?" - Schopenhauer






Irkçılık cahilin sığınağıdır. Bölmek ve yok etmek ister. Özgürlüğün düşmanıdır ve kafaya kafaya çarpışıp yok edilmeyi hak eder.

Bir insanın ülkesini sevmesi takdir edilecek bir şey. Ama sevgi neden sınırda bitmek zorunda? - Pablo Casals

Benim uğruna savaşacak bir ülkem yok; benim ülkem dünya, ve dünya vatandaşıyım. - Eugene V. Debs

"Cahil bir toplum,özgür bırakılıp kendine seçim hakkı verilse dahi hiçbir zaman özgür bir seçim yapamaz.Sadece seçim yaptığını zanneder.Cahil toplumla seçim yapmak,okuma yazma bilmeyen adama hangi kitabı okuyacağını sormak kadar ahmaklıktır! Böyle bir seçimle iktidara gelenler,düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir!" Friedrich Nietzsche

"Günümüzde,dünyadaki temel sorun ;aptalların kendilerinden son derece emin,akıllıların ise devamlı şüphe içinde olmalarıdır." Bertrand Russell

"En önemlisi, kabiliyetinizi koruyabilmeniz, dünyanın neresinde olursa olsun ; her haksızlığı, kendinize karşı yapılmış gibi hissetme kabiliyetinizi kaybetmeyin. Bu devrimcinin en önemli özelliğidir." Ernesto Che Guevara

Din insanın ciddiyetine ve saygınlığına bir hakarettir. Onunla veya onsuz, iyi insanlar iyi işler, kötü insanlar kötü işler yapabilirler. Ama iyi insanlara kötü işler yaptırmak dinin işidir. - Steven Weinberg

Din insanların afyonudur.Sadece uyutur. Karl Marx

Ben Sivas'ta alevileri katleden yobazların, Hırant Dink'i, Abdi İpekçi'yi, Uğur Mumcu'yu katleden bağnazların, 14-15 yaşındaki kızlara tecavüz eden Vakit gazetesi yazarlarının, şu an hala kadınların bir hiç sayıldığı şeriatçı ülkelerin, tacizci, sahtekar, hırsız, ahlaksız, yalaka, yobaz ve bağnaz insanların inandığı allaha inanmıyorum!

"Dinim Müslüman Allahtan Başka Birşeye İnanmam Ama Bir Müslüman Olarak Söylüyorum Düşünceleriniz Çok Mantıklı Yine Bir Müslüman Olarak Söylüyorum Allah Bizi Unuttu ..." Anonim

Oruç biz seni tutmayalım.Senin işin vardır...

Tanrının insanı sınama olayı, senaristin kendi yazdığı filmin finalinde süpriz beklemesi gibidir.

Şeytan; ilk özgür düşünür..

‎"Her şeye gücü yeten Tanrı'nın neden Şeytan'ı yaratmasına ve daha sonra da onunla mücadele etmesine gerek var ki? Bana göre dinler çelişkilerle dolu ve benim mantığıma aykırı." Gene Roddenberry

"Bilinmeyen bir şeyi, bilinenlerle açıklamak mantıksal yordamdır. Bilinen bir şeyi, bilinmeyenlerle açıklamak ise teolojik tuhaflıktır." David Brooks

"Şu dünyayı Tanrı yarattıysa, onun yerinde olmak istemem doğrusu. Çünkü, dünyanın sefaleti yüreğimi parçalar.Yaratıcı bir ruh düşünülürse, yarattığı şeyi göstererek ona şöyle bağırmak hakkımızdır: "bunca mutsuzluğu ve bu üzüntüyü ortaya çıkarmak uğruna, hiçliğin sessizliğini ve kıpırdamazlığını bozmaya nasıl kalkıştın?" - Schopenhauer


"İnsanların aklına köklü bir devrim fikrini getirmenin,
ne kadar önemli olduğundan bahsediyorduk.

Bu kriz,
aslında bir bilinç krizi.

Öyle bir kriz ki...
Artık daha fazla
eski kuralları, eski şablonları,
eskiden kalma gelenekleri kabul edemez.

Hele, dünyanın bugünkü haline bakınca,
bunca sefalet, çatışma,
yıkıcı zulüm, saldırganlık vb...

İnsanoğlu hala,
eskiden beri bildiğimiz gibi,
hala barbar,
hala şiddet tutkunu,
saldırgan,
açgözlü,
rekabetçi..

ve inşa ettiği toplum da
bu değerler üzerine kurulu.


Bu denli hastalıklı bir topluma iyi entegre olmak,
sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz."

Jiddu Krishnamurti
"Sevginin gücü, güce olan sevgiyi yendiğinde, dünya barışı tanıyacak." Sri Chinmoy Ghose

Direnme gücü, dünya “evet” sözcüğünü duymak istediğinde “hayır” diyebilme yetisidir.
Erich Fromm

"Dünyaya gerçek bir dâhi geldiğinde onu şu işaretten tanıyabilirsiniz: Tüm ahmaklar ona karşı birleşmişlerdir..."

Kandaki yüksek miktarda testosteronun gerizekalılığa yol açıp, besinsiz kalan beyni vucudun geri kalan kısmında disconnect etmesi sonucu tüm akli ve zihinsel gücünü yitirip hayata iki bacak arasından bakan kişilere "penis-beyinli" denir. - Özgür Süperhero ( paganx.com)

Bu benim inancım: Mutluluk tek iyilik; akıl tek meşale; adalet tek ibadet, insanlık tek din, ve sevgi tek rahip. - Robert Ingersoll

Yarattıklarını cezalandıran ve ödüllendiren ya da bizim yaşayacağımız bir irade türüne sahip bir tanrı düşünemiyorum. Bedensel ölümden sonra kişinin yaşamını sürdürdüğüne ne inanırım, ne de inanacağım... - Albert Einstein

Irkımızın en uygar kesiminde din inancının kaybolması, çocukluktan olgunluğa doğru atılan bir adım. - Charles Eliot Norton


İman, gerçeği bilmek istememektir. - Friedrich Nietzsche

İnsanı yaratmak mı Tanrının büyük hatası; tanrıyı yaratmak mı insanın büyük hatası? - Friedrich Nietzsche

İman, şüphesiz, şu güne kadar dağları yerinden oynatamadı. Ama hiç dağ olmayan yere dağlar koyabilir. - Friedrich Nietzsche

Tanrı var olamaz çünkü var olsaydı onun ben olmadığıma inanamazdım. - Friedrich Nietzsche

Yaratılışçılar, bir teoriyi, bütün gece sarhoş olduktan sonra hayal ettiğin bir şeymiş zannediyorlar. - Isaac Asimov

Burada tanrı filan göremiyorum. - Yuri Gagarin (Uzaya ilk çıkan insan; yörüngedeyken üsse söylemişti)

Çağlardan beri, bir tarafta aklın ve düşüncenin izinde birkaç cesur insan ve diğer tarafta cahil büyük bir dindar kitle arasında ölümcül bir çatışma devam ediyor. Bu, bilim ve imanın savaşı. Çok az insan mantığa, onura, adalete, özgürlüğe, bilinene ve bu dünyadaki mutluluğa; bir çoğu önyargıya, korkuya, mucizelere, köleliğe, bilinmeyene ve ölümden sonraki sefalete güvendi. Çok az kişi "Düşün", bir çok kişi "Diz çök ve iman et!" dedi. İlk şüphe ilerlemenin beşiği oldu, ve bu ilk şüpheden, insan ilerlemeye başladı. - Robert Ingersoll





Ben bir ateistim, hepsi bu. Ben birbirimize karşı iyi olmaktan, başkalarına yardım etmekten başka bir şeye inanmıyorum. ~ Katharine Hepbur

"Gerçek şu ki, herkes seni incitecek. Yapman gereken tek şey, acı çekmeye değer birini bulmak." Bob marley

"Bağnazın zihni aynı gözbebeği
gibidir. Üzerine ne kadar ışık düşürürseniz o kadar daralır." Oliver Wendell

"Üzülmek, yarının sıkıntısından bir şey eksiltmez, sadece bugünün gücünü tüketir." A.J. Cronin

"Dünyada barışı sağlamak isterseniz; politikacıları öldürün yeter,
halklar anlaşır." G. Bernard Shaw


"Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar 'a, ateş hırsızlarına, Ernesto "Çe" Guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya." Kazım Koyuncu


“Eğer bir insan marşla uyum içinde yürüyebiliyorsa, o değersiz bir yaratıktır. Kendisine yalnızca bir omurilik yeterli olabileceği halde, her nasılsa yanlışlıkla bir beyni olmuştur. Uygarlığın bu kara lekesi en kısa sürede yok edilmelidir. Emirle gelen kahramanlıktan, bilinçsiz şiddetten, aptalca yurtseverlikten, tüm bunlardan nasıl da nefret ediyorum. Ben savaşı öylesine tiksinti verici ve aşağılayıcı buluyorum ki, böyle iğrenç bir eyleme katılmaktansa kendimi parçalayıp yok ederim daha iyi. Benim anlayışıma göre sıradan bir cinayet savaşta adam öldürmekten daha kötü değildir.” Albert Einstein

"Kelimelerin kuvvetini bilmeyen insanlarla esaslı bir konuyu konuşmak mümkün değildir. " Konfüçyüs

" İnsan savaş gibi inanmadığı bir şey için acı çekeceğine, barış gibi inandığı bir dava uğruna ölse daha iyi değil mi ? " Albert Einstein

"Ne ırkçılık, ne de din eskisi gibi işlememeye başladı. Dünya'yı tek bir organizma olarak gören yeni bir bilinç gelişti ve bu bilinç fark etti ki, savaş içindeki her organizma kendi kendini yok eder." Carl Sagan

"Halkın tehlikeli tek düşmanı var.
O da hükümetler!" Georges Jacques Danton

"Biz yalnızca çok sıradan bir yıldızın küçük bir gezegeninin üstündeki ileri bir maymun soyuyuz. Fakat biz Evren’i anlayabiliyoruz. Bu bizi özel kılıyor." Stephen Hawking 

Kuşku duymaya ve sorular sormaya başladığınız anda, inanmak güçleşir.


Bir banka soymak, bir banka açmaktan daha büyük
bir suç değildir."
Bertolt Brecht


"Birini suçlamak üzere ileri uzattığın elinin, 3 parmağının seni gösterdiğini unutma ! " Friedrich Nietzsche


"Ama ben imparator olmak istemiyorum. Bu benim
işim değil. Kimseye hükmetmek yada boyun eğdirmek istemiyorum.Elimden
gelirse , herkese yardım etmek isterim : yahudi olan,olmayan,zenci veya
beyaz..." Charlie Chaplin


"Dünya; kötülük yapanlar değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir." Albert Einstein


İnanmak, düşünmekten kolay. Bu yüzden, düşünenden çok inanan var. - Bruce Calvert

“Köpeğe atılan bir kemik yardımseverlik
değildir. Yardımseverlik, en az köpek kadar aç olduğunda etini onunla
paylaşmaktır.” Jack London

"İnsanlar hızla akan yaşam nehrinin yanında kendilerine küçük bir havuz kazarlar, işte o havuzda kokuşur, o havuzda ölüp giderler" Jiddu Krishnamurti

"Benim ülkem dünyadır ve dinim iyi olanı yapmaktır" Thomas Pain

"Küçükken her gece, bana bir bisiklet vermesi için tanrıya dua ederdim, bir gün tanrının calışma prensibinin böyle olmadığını farkettim. Gidip bir bisiklet çaldım ve tanrıya beni affetmesi için dua etmeye başladım." Al Capone Mazya Lideri

"İnsanı yaratmak mı Tanrının büyük hatası; tanrıyı yaratmak mı insanın büyük hatası?" Friedrich Nietzsche

"İnsan tek dine inanan hayvandır. Cennete giden yolu kolaylaştırmak için dünyayı bir cehenneme çevirdi." Mark Twain

"Düşünen her insan ateisttir." Ernest Hewingway 

"Kuzey İrlandalılara ateist olduğum söylendiği zaman dinleyicilerden yaşlı bir kadın ayağa kalkıp sordu: "Tamam, ama inanmadığınız Katoliklerin Tanrısı mı yoksa Protestanların Tanrısı mı?" Quentin Crisp

"Korku beyni felce uğratır. İlerleme cesaretten doğar. Korku inanır, cesaret şüphe eder. Korku yere düşer ve dua eder. Cesaret ayakta durur ve düşünür. Korku kaçar, cesaret ilerler. Korku barbarlıktır, cesaret uygarlık. Korku tanrılara, şeytanlara, ruhlara inanır. Korku dindir. Cesaret bilim." Robert Ingersoll 

"Zayıf zihinleri köleleştiren aşağılık önyargıların yol açtığı bütün korkuları üzerinden at. Mantığı bulunduğu yuvasına sıkıca oturtarak düzelt ve her olay ve düşünce için onun mahkemesine başvur. Tanrının varlığını bile cesurca sorgula; çünkü eğer bir tanrı varsa, akla saygıyı gözü kapalı korkudan daha çoktakdir edecektir." Peter Carr

"Bir şeye sadece duyduğunuz için inanmayın. Bir şeye sadece konuşulduğu veya bir sürü insan tarafından anlatıldığı için inanmayın. Bir şeye dini kitabınızda yazılı olduğu için inanmayın. Bir şeye öğretmenleriniz veya büyükleriniz söyledi diye inanmayın. Geleneklere veya töreler inanmayın çünkü onlar yüzlerce yıldır uygulanır; fakat gözlemlerden ve analizlerden sonra, bir şeyin akla uygun olduğunu, hem bireye hem topluma faydalı olduğunu bulursanız, o zaman onu kabul edin ve onunla yaşayın." Budha

"Ahlaki kesinlik her zaman kültürel geriliğin işaretidir. Kişi ne kadar az uygarsa, tam olarak neyin doğru, neyin yanlış olduğundan o kadar emindir. İnsanlığın tüm ilerlemesi, ahlaki alanda bile, şu an ki ahlaki değerleri körce savunup, başkalarına zorla uygulatmaya çalışanların değil, bu ahlaki değerlerden şüphe edenlerin eseridir. Gerçekten uygar bir insan, sadece bu alanda değil, her alanda her zaman şüpheci ve hoşgörülüdür. Onun kültürü “tam emin değilim” cümlesine dayanır." Henry Mencken

"Eğer bir tanrı varsa; beni sadece kendisine, peygamberlerine, kitaplarına ve mucizelerine inanmadığım için öldükten sonra sonsuza kadar yakacak ise, bu o tanrının ulu, üstün bir varlık olduğunun kanıtı değil, birnevi ilkokul bebesi kıvamında sınıf başkanı kompleksleri ile bezenmiş sorunlu bir çocuk olduğunun kanıtıdır."

''Çocukların inandığı hayal ürünü hikayelere biz, masal diyoruz.. Hayal ürünü hikayelere büyükler inandığı zaman ise, bunun ismi din oluyor''

"Eğer "A" yasalarla kendi ahlaki değerlerini "B'ye" zorla uygulatmaya kalkıyorsa, "A" büyük ihtimal şerefsizin tekidir." Henry Mencken

“Bir ateistin tanrının olmadığına ilişkin bir kanıt aramasına gerek yoktur. Yalnızca tanrının olup olmadığı sorusunun kurtadamın olup olmadığı sorusu ile hemen hemen aynı seviyede olduğuna inanmaktır.” John McCarthy

“Din benim saygı duyduğum herşeye esastan akrşı çıkıyor - cesaret, açık görüşlülük, dürüstlük, adalet, ve hepsinden fazla, gerçeklere olan bağlılığım.” H.L. Mencken

“Din ve mantık kadar birbiriyle çelişen başka iki şey yoktur.” Voltaire

“Kanıt gösterilmeden yapılmış bir iddiayı çürütmek için kanıta ihtiyaç yoktur.” Christopher Hitchens

“Herşeye gücü yeten Tanrı’nın neden Şeytan’ı yaratmasına ve daha sonra da onunla mücadele edilmesine gerek var ki? Bana göre dinler çelişkilerle dolu ve benim mantığıma aykırı.” Gene Roddenberry

"Tanrı yoktur. O, insanların yanlızlığıdır" Jean-Paul Sartre

"Zayıf zihinleri köleleştiren aşağılık önyargıların yol açtığı bütün korkuları üzerinden at. Mantığı bulunduğu yuvasına sıkıca oturtarak düzelt ve her olay ve düşünce için onun mahkemesine başvur. Tanrının varlığını bile cesurca sorgula; çünkü eğer bir tanrı varsa, akla saygıyı gözü kapalı korkudan daha çoktakdir edecektir." Peter Carr

"Bence temelde ikimiz de dinsiziz. Sadece ben, senden bir tane fazla dini daha reddediyorum. Sen diğer tüm olası dinleri neden reddettiğini anladığın zaman, benim de neden senin dinini reddettiğimi anlarsın." Stephen F. Roberts

“Bedenden bağımsız bir ruh fikri anlamsız ve boştur.” Albert Einstein

“Böyle bir tanrı varken, şeytana ne gerek var?” Robert M. Price

“Benim inanmadığım bir dine inananları kafir saymanın rahatlığı beni de kendi dinimi sorgulamaya götürdü.” Mark Twain

“Olmayan birşeyle, görünmez birşey arasında çok az fark vardır.” Delos B. McKown

“Din sıradan insanlar için gerçek, aydınlar için yalan, iktidarlar içinse kullanışlıdır.” Seneca

“İncil öyle dediği için yüzyıllarca cadı avcılığı yapıldı. Ölen cadıların kanlarıyla hıristiyan dünyası temizlendi, kilise de bunu teşvik etti. Daha sonra birden bire cadı diye birşeyin hiç varolmadığı ve varolamayacağı anlaşıldı. İnsan bu duruma gülse mi ağlasa mı bilemiyor.” Mark Twain

“İncilin etkisi okuyan kişinin cahilliği ile doğru orantılıdır.” Robert G. Ingersoll

"İnsan Tanrı'ya inanmayınca; hiç bir şeye inanmadığını göstermez; herşeye inandığını gösterir." Umberto Eco

"Din zehirdir." Mao Zedong

"Hiç bir zaman gerçek bir Tanrı'dan nefret etmedim, ama Tanrı'nın insanlarından nefret ettim." Marilyn Manson

"Dünya, 15 yaşından küçük çocuklara din dersi vermeyecek kadar dürüst olursa, belki o zaman ona umut besleyebiliriz." Arthur Schopenhauer

"Dinler ateşböcekleri gibidir: Parlayabilmek için karanlığa gereksinim duyarlar. Tüm dinlerin koşulu yaygın olan belirli bir derecede cehalettir. Ki sadece bu havada yaşayabilirler ancak." Arthur Schopenhauer

"Ben polyateistim. İnanmadığım bir sürü tanrı var." Dan Fouts

"İnsanlar gökte bir diktatöre taparken dünyada çok az özgürlük olabilir." Robert Ingersoll

"Ey Aptal insan! Daha bir solucan bile yapamayan ama Tanrıları düzinelerce yapan!" Michel Montaigne

"En kanlı, en vahşi savaşlar dini nefrete dayanarak yapıldı. Ki bunda benim için bir sorun yok. Ne zaman bir grup kutsal insan dışarı çıkıp birbirini öldürmek istese, ben mutlu bir adam olurum." George Carlin

"Tanrının sevgisinden en çok bahsedenler, tarih boyunca insan özgürlüğüne ve mutluluğuna en derin nefreti gösterdi." E. Haldeman-Julius

"İnsan, inanma istekliliğiyle orantılı olarak değil, şüphe etme hazırlılığıyla orantılı olarak uygarlaştı." Henry Mencken

"Büyük Angelo'nun, bir kiliseyi dekore ederken, terlik giymiş birkaç melek çizdiği söylenir. Bir kardinal, resme bakıp sanatçıya sormuş: "Kim şu güne kadar terlikli melek görmüş?" Angelo, başka bir soruyla cevap vermiş: "Kim şu güne kadar çıplak ayaklı melek görmüş?" Robert Ingersoll

"Dünyada şu an Adem ve Havva hikayesine inanan zeki bir erkek veya kadın kaldı mı? Eğer ona inanan birini bulursanız kafasına hafifçe vurarak tıklatın ve bir yankı duyacaksınız. Kiralık boş bir oda var." Robert Ingersoll

"AIDS, deli dana, ve bunun gibi bir çok hastalık hakkında kıyamet habercisi yorumları yapmak modaya çok uygun. Ama diyebiliriz ki iman, çiçek virüsüyle kıyaslanabilecek kadar, dünyanın en büyük şeytanlarından biri ama yok edilmesi daha zor." Richard Dawkins

"Bütün dinlerin virüslerin salgınına çok benzer bir akıl hastalığı olduğunu düşünüyorum. Din mükemmel bir kültürel yapı. Ama bu onu gerçek yapmıyor ve beni gerçek ilgilendiriyor. Çiçek virüsü mükemmel bir virüs. İşini çok güzel yapıyor. Ama bu onun iyi olduğu, ve yok olmasını istemediğim anlamına gelmiyor." Richard Dawkins

"Din adamları ne yapar? Ortalıktaki beyinsizleri hayali bir cehennemden kurtarabileceğine inandırarak hayatını kazanır. Bu romatizma için yılan-yağı satan bir satıcının yaptığı işten neredeyse farksız bir iş." Henry Mencken

"Tanrı’yı yahudilerin öldürdüğüne inansam, yahudilere tapınırdım." Bill Hicks

"Eğer bir tanrının var olduğu ortaya çıkarsa, onun kötü niyetli olduğunu sanmıyorum. Ama işin kötüsü epey beceriksiz olduğunu söyleyebiliriz." Woody Allen

"Şeytan diye bir şey olmadığını bilmiyor musunuz, o yalnızca Tanrı’nın sarhoş hali." Tom Waits

"Dinler çoğunluğun korkusu ve azınlığın kurnazlığı üzerine kuruludur.” Stendhal

"Biz yalnızca çok sıradan bir yıldızın küçük bir gezegeninin üstündeki ileri bir maymun soyuyuz. Fakat biz Evren’i anlayabiliyoruz. Bu bizi özel kılıyor." Stephen Hawking

"Pek çok insan Pazarları bir saatliğine kilisede oturmaya bile katlanamıyor. Sonsuza dek buna çok benzeyen bir yerde nasıl yaşasınlar?" Mark Twain

"Tanrı mı? Onu biz öldürdük, insanlık bugün şaşkınlık içinde, onun cenaze töreninde bulunuyor. Tanrı artık öldü, hepimiz Tanrı’nın katilleriyiz." Friedrich Nietzsche

"Ruhun ölümsüzlüğüne inanamam… Ben hücrelerin birleşimiyim, tıpkı New York şehrinin bireylerin birleşimi olması gibi. New York cennete gidecek mi?… Hayır; bizi doğa oluşturdu, her şeyi doğa yaptı, dinlerin tanrıları değil." Thomas Edison

"Olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir." Carl Sagan

"Aptalca sorular sorun. Eğer sormazsanız, aptal kalmaya devam edersiniz." Alvan R. Feinstein

"Toplum için tehlikeli olan, inançsızlık değil, inançtır." George Bernard Shaw

"Din kemoterapi gibidir, bir sorunu çözebilir, ama arkasından bir milyon tane daha yaratabilir."

"Her dakika övülmek isteyen bir Tanrıya inanamam." Friedrich Nietzsche 

"Tanrılar kötülükleri yeryüzünden kaldırabilir mi veya kaldıracak mı veya istese de kaldırabilir mi; yoksa bunu yapamaz mı, yoksa yapmayacak mı, veya nihayette Tanrılar hem yapabilir ve hem de yapmak istiyorlar mı?.. Eğer Tanrılar yeryüzünden kötülükleri kaldırmak istiyorlar da kaldıramıyorlarsa o zaman onlar her şeye gücü yeten değillerdir. Eğer yapabilirler de, yapmak istemiyorlarsa o zaman onlar iyiliksever değillerdir. Eğer onların kötülüğü kaldırmaya ne güçleri ne de istekleri varsa o zaman onlar ne her şeye gücü yeten, ne de iyilikseverlerdir. Ve son olarak eğer Tanrı'lar kötülüğü kaldırma gücüne sahipseler ve kaldırmayı istiyorlarsa o zaman kötülük nasıl ortaya çıkmıştır?" Epiküros

"Bilim adamlarının kesinliği yok ama delilleri var. Yaratılışçıların delilleri yok ama kesinliği var." Ashley Montagu

"Kuzey Afrika'daki zenci bir kadının resmiydi. Korkunç bir kuraklık yaşıyorlardı. Ve ölü bebeğini kucağında tutup olabilecek en üzgün ifadeyle gökyüzüne bakıyordu. Resme baktım ve düşündüm: "Bu kadının tek ihtiyacı olan şey yağmurken merhametli ya da sevgi dolu bir tanrıya inanabilmek mümkün mü?" Charles Templeton 

"Eğer kötülükler yok edilecekse, biz yok etmeliyiz. Eğer köleler serbest bırakılacaksa, bize serbest bırakmalıyız. Eğer yeni gerçekler keşfedilecekse, biz keşfetmeliyiz. Eğer elbisesizler giydirilecekse; açlar doyurulacaksa, adalet yerini bulacaksa; işçilik ödüllendirilecekse; batıl akıldan kovulacaksa; korunmasızlar korunacaksa ve sonunda doğruluk zafer kazanacaksa bunların hepsi insanların eseri olmalı. Geleceğin büyük zaferleri insanlık tarafından kazanılmalı ve sadece insanlık tarafından kazanılmalı." Robert Ingersoll

"Aptal bir şeyi 50 milyon kişi de söylese, o hala aptal bir şeydir." Anatole France 

"Tüm gerçekler üç aşamadan geçer. Önce alaya alınırlar; sonra kendilerine şiddetle karşı çıkılır; ve son olarak ise doğruluklarının çok açık olduğu ilan edilir." Arthur Schopenhauer 

"Küçükken her gece, bana bir bisiklet vermesi için tanrıya dua ederdim,
bir gün tanrının calışma prensibinin böyle olmadığını farkettim.
Gidip bir bisiklet çaldım ve tanrıya beni affetmesi için dua etmeye başladım." Al Capone (Ünlü Mazya lideri) 

Insanı evrim degil kapitalizm maymun eder. 

Eğer dikkatli değilseniz, gazeteler sizin zulüm gören insanlardan nefret etmenizi ve zulmü uygulayan insanları sevmenizi sağlar. (Malcolm X)

"İçelim çünkü ne nereden geldiğimizi
biliyoruz ne de niçin geldiğimizi; içelim çünkü ne gitme sebebini
biliyoruz ne de ne zaman gideceğimizi." Ömer Hayyam

"Eğer insanları, düşündüklerine inandırırsanız, sizi severler. Gerçekten düşündürürseniz ise, sizden nefret ederler." Don Marquis

"Misyonerlerin
Afrika'ya gelmeleriyle ilgili, iyi bilinen bir hikaye vardır. Onların
İncil'i vardı ve bizim, yerlilerin, toprağı vardı. Bize "Hadi dua
edelim" dediler ve boynumuzu eğip gözlerimizi kapadık. Gözlerimizi
açtığımızda, artık İncil bizim, toprak onların olmuştu." Desmond Tutu

Toplumun büyük çoğunluğu kendi cehaletinden ötürü sıkça yanılgı içine düşmektedir, Bu nedenledir ki bir görüşün çoğunluk tarafından benimsenmesi, o görüşün doğru olduğunu göstermez.- Karneades

anrı inancı, bilinmezlikler, ölüm korkusu ve adaletsizliklerden dolayı insanların kendilerini kandırıp avutmalarıdır. İnsanları sömürmenin en kolay yolu ve en etkili silahtır.Gerçekleri kabul etmenin güçlüğünden, sömürü ve haksızlıklarla mücadele etmekten kaçmanın bahanesidir.Tanrı bilinmeyendir, tanrı ...korkudur, tanrı boşluklardadır, boşluklar dolduruldukça tanrıya yer kalmayacaktır.

Fikrimi neden mi değiştirdim, çünkü ben fikirlerimin kölesi değil sahibiyim. İnancımdan neden mi vazgeçtim, çünkü ben inancımın kölesi değil sahibiyim. Çünkü insan bir gelişim süreci içerisindedir. Çünkü değişmeyen tek şey değişimdir!

Sıradan bir insan güçlü olamaz diye bir şey yoktur; bir tek kişi dünyada fark yaratabilir, bütün dünya yanlış bir tek sen doğru olabilirsin, tıpkı Kopernik, Newton, Einstein, Marks ve daha niceleri gibi...sen yoksan çok eksiğiz...


"Anlatacaklarınız, karşınızdakinin anlayabileceği kadardır." Mevlana

"Hangi dine inanacağız? Ya hepsine ya da hiçbirine ki kuşkusuz doğru olan budur." Balle

"Yaşamak.. bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine"
Nazım Hikmet

"Sen yanmazsan, ben yanmazsam, biz yanmazsak, nasıl çıkar karanlılklar aydınlğa?"
Nazım Hikmet

''Başınız kaldırın ve gökyüzüne bakın: Orada
mesajımız yazılı; Başınız tekrar kaldırın ve çevrenize bakın: Toprağa
değin uzanan, üzerinde yürüdüğünüz gökyüzünü göreceksiniz. Topraktan
çok, o gökyüzünün birer parçasıyız. Ve unutmayın, sizi seviyoruz.'' John Lennon


"Bu sadece bir gezinti. Bunu bize anlatmaya çalışaan bütün iyi adamları öldürdük, fark ettiniz mi ? Ve şeytanın fitne tohumları ekmesine izin verdik. Ama önemli değil, çünkü bu sadece bir gezinti ve bunu istediğimiz zaman değiştirebiliriz.Bu sadece seçim meselesi... Şimdi bir seçim yapın "korku" ve "sevgi" arasında." Bill Hicks

30 Ocak 2011 Pazar

insan


İnsan en az üç kişidir. Kendisi, olmak istediği kişi ve aradaki farkta yaşayan üçüncü. En sahicisi de bu üçüncüdür. Olmak istediğin kişiden kendini çıkardığında, aradaki farkta yaşayan kişidir en çok sana benzeyen. Ne kendin kadar huzursuz ne de olmak istediğin kişi kadar hayalidir o. Yine bu yüzden iki insanın birbirine âşık olması en az altı kişi arasında geçen bir hadisedir. Hangi kişiliğinin hangi kişiliğe, hangi parçanın hangi parçaya özlem duyduğunu çözemediğinde, içmeyi unuttuğun sigara parmaklarını yakana kadar karşı duvara bakarsın.
Ve o zaman anlarsın hayatının uzun zamandır neden başka birinin hikâyesiymiş gibi gözükmeye başladığını. Sokak lambalarının ölgün ışıkları karanlık odalara vurduğunda, duvar saatinin tik taklarından başka ses yokken yanında, sanki bir tek sana açıklanmayan bir sır varmış gibi beklerken anlarsın aslında boşa beklediğini. Tünelde sana yol gösterecek rehberin, karanlıktan başka bir şey olmadığını anlarsın. Anne diye ağlayan çocukların aradığının çoğu zaman şefkatli bir baba olduğunu anlarsın. Çekip gitmek isterken görünmez bir elin seni nasıl durdurduğunu anlarsın.
Kırk yaşında ama altmış gösteren adamlara daha dikkatli bakarsın o zaman. Kahvelerin dışarıyı göstermeyen isli camlarına. Berduşlara ve kör kedilere bakarsın. Gözbebekleri kaymış esrarkeşlere. Suyun üstüne çıkmış ölü balıklara. Havada asılı gibi duran yırtıcı kuşlara daha dikkatli bakarsın.
Çabalarının sonuç vermediğini gören umutsuz insanların bakışlarıyla ancak o zaman buluşur bakışların. Bir yağmur çaktırmadan dindiğinde. Bir gün çenesi ağzının içine kaçmış dişsiz ihtiyarlardan birinin de sen olabileceğini bilirsin artık. Bir gece ansızın, yapayalnız ölmekten korkarken, cesedimi komşular mı bulacak yoksa sayım memurlarımı diye düşünürken hissedersin göğüs kafesinde her gün biraz daha büyüyen, kimsenin kapatamayacağı o boşluğu. Bir kokuya sarılma isteğini. Bir ömür gibi geçmiş zor, uzun günlerden sonra anlarsın ruhunu zehirleyen karmakarışık düşünceleri. Büyük heyecanlardan sonra çöken bitkinlikleri. Kimsenin bulutlara bakmadığı bir şehirde bir lafı döndürüp dolaştırmadan anlatmanın imkansızlığını. Belki de insanın ne anlatacağını bilemediğinde şair olduğunu anlarsın.
Gözyaşların kurumadan gülmeye başlarsın o zaman. Çünkü bilirsin ki seni artık kimse kandıramaz kolay kolay. Mutsuz insanları kandırmak zordur çünkü. Hayata her zaman kuşkulu gözlerle bakan, mutsuz insanları kandırmak, herkes bilir bunu, çok ayıptır çünkü.

11 Ocak 2011 Salı

Sperm ve Yumurta Problemi

Erkekler neden bağlanmaktan korkuyorlar? Kadınlar neden durup dinlenmeden ilişkiler hakkında konuşmak istiyorlar? Neden bir erkekle konu yatağa gelmeden doğru dürüst sohbet edemiyorum? Neden bir kadını yatağa atmak için bu kadar dil dökmek  zorundayım?

Bu soruların cevabını evrim biyologları kesin olarak verebilir; zira her şey sperm ve yumurta ile ilgilidir. O halde bu iki büyük sorun kaynağına gelin yakından bir bakalım.

Her erkek boşalma başına ortalama 100 ila 300 milyon sperm üretir. Buna kabaca bir hesapla kalp atışı başına 1.000 sperm diyebiliriz. Spermler değersizdir. Erkekler onları gönüllerince harcar, oraya buraya fışkırtıverirler. Kimin umrunda ki, geldiği yerde nasılsa daha çok var! Zaten bunların yarısı daha baştan bozuk durumdadır: kırık kuyruklar, deforme olmuş şekiller, kayıp kafalar... Beyinsiz bir sperm tıpkı bacağınıza hallenen yaramaz köpek gibi, bir alyuvar hücresini gebe bırakmaya çalışabilir. Spermler pek zarif şeyler de değillerdir. Erkeklerin vücudunda nazikçe sperm yetiştiren gizli mekanizmalar bulunmaz. Bu şeyler seri şekilde milyonlarca üretilir ve dışarı salınır. Peşinden de yenileri yapılır.

Şimdi de tek bir yumurta üretmek için harcanan çabayı düşünelim. Bir yumurta, spermden 85.000 defa daha büyüktür, bir dişi sahip olacağı tüm yumurtalarla birlikte doğar ve bu değerli yumurtanın saklandığı yerden döllenmek üzere uterusa doğru yaptığı yolculuk ortalama 29,5 gün sürer. Aslında, bir bebek dünyaya getirmek için gereken her şey yumurtanın içindedir. Spermin olaya katkısı genetik çeşni sağlamaktan ibarettir. Geri kalanı, yani kuyruğu da aslında sadece bir teslimat sistemidir. Pil niyetine taşınan birkaç mitokondrisi vardır o kadar. Bir pizza teslim etmek için San Fransisco büyüklüğünde bir oluşuma çarpan bir denizaltı hayal edin. Bu pizza,  San Fransisco’nun yerküre büyüklüğünde bir şey inşa etmek için ihtiyacı olan tek şey olsun. Pizza teslim edildikten sonra denizaltı da dağılıp gider işte.

Evrim ekonomisi gözü ile ifade etmeye çalışırsak, Homo sapiens erkeğinin çiftleşme  aktivitesine yaptığı yatırım, karşı cinsten bir randevu koparmak ve dünyada en sevdiği işi birkaç dakika boyunca düzgün bir şekilde yapmaktan ibarettir. Ondan sonra koşarak kaçmakta ve başka biriyle de aynı şeyi yapmayı ummakta özgürdür.

Şimdi bir de Buzul Çağı kadınının çiftleşme aktivitesine yaptığı yatırımı tahayyül edelim. Kadın her seks yaptığında dokuz aylık hamilelik döneminin sıkıntısını yaşama, birkaç yıl boyunca çaresiz ve muhtaç bir ufaklığı emzirme ve sonraki on yıl içinde asi ve şımarık bir yeni yetmeyi kendine güven sahibi bir yetişkine dönüştürmekle uğraşma riskini alır. Aynı zamanda, kendisini ya da evladını yemeye çalışan vahşi hayvanlardan korunmak, tecavüzcülerden kaçmak, çocuğuna ve kendisine yetecek kadar yemiş ve meyve bulmak zorundadır. Artı, bebeği için protein de temin etmelidir. Sırtına bağlı bir yumurcak taşırken tüylü bir mamutu avlamaya çalışmak pek de kolay olmasa gerek.

Burada iki farklı üreme stratejisi görüyoruz. Gelin bu farka Darwinsel bir bakış açısıyla yaklaşalım: Tek atışta 300 milyona varacak kadar sperm üretebilen bir yaratık için en uygun üreme stratejisi ne olurdu?

“Elini korkak alıştırma, her yere püskürt! Bulabildiğin her tarlaya ek tohumunu! Aman her yere yay, hemen fışkırt! Hiç durmaya gelmez, bir tanesi muhakkak tutacak!”

Ayda bir adet yumurta kullanabilen, o da eğer döllenirse hayat boyu dert getirecek bir yaratık için en uygun üreme stratejisi ne olurdu?

“Akıllı bir seçim yap!”

Bizonlara, kuşlara, şempanzelere, köpeğinize bir bakın. Gördüğünüz genel manzara, kız peşinde koşan erkekler ve kolay beğenmeyen seçici dişilerdir. Erkekler hoplayıp zıplayarak “Biri bana bir rahim versin! Ne kadar çok rahim olursa o kadar iyi!” diye bağrışırlar. Dişiler ise erkeklerin bu gösterisini burun kıvırarak izler ve “Bana layık tek bir erkek istiyorum,” derler.

Orangutanlarla biraz zaman geçirirseniz görürsünüz. Erkek orangutan, genetik üstünlüğünü sergilemek için diğer erkeklerle dövüşür ve eğer şanslıysa bir dişi onu seçer. Birkaç dakikalık bir genetik materyal takası sonrasında herkes kendi yoluna gider. Erkek orangutan sevme ya da yalnızlık duygularından yoksundur. Sergilediği sezonluk bir azgınlıktan ibarettir. Dişi orangutan bir erkek gördüğünde, onun sadece tek bir şeyin peşinde olduğunu bilir. Doğacak çocuğu yetiştirme işi ise tamamen onun üstüne kalacaktır.

Peki işler bu maymun iştahlılıktan monogamiye nasıl evrildi? Şehvetten güvene uzanan bu yolun başlangıcı neresiydi?

İşte iyi haber: Erkeğin bebeğe yaptığı yatırım miktarı, bebeğin ebeveynlerine bağımlılık süresi ile ilişkilidir. Yani çocukluk dönemi ne kadar uzun sürerse, erkek kendi çocuğunun sorumluluğunu  o kadar üstlenir.

Bir antilop yavrusunun çocukluk çağı iki dakika filan sürer. Bebek antilop neredeyse anında kendine yeten bir varlık haline dönüşür. Onu avlamak için peşine düşen yırtıcılardan kaçmayı bilerek doğan yavru, çimen çiğnemeyi ve kendini savunmayı tek başına öğrenir. Baba antilopun onu gözetmesine ihtiyacı yoktur.       

Bu bağımlılık döneminin bir sene sürdüğünü farzedelim. Böyle bir durumda zavallı anne, muhtaç yavrusunu vahşi hayvanlara karşı her an tek başına savunmak zorunda kalacaktı. Bebeklerin eninde sonunda bir vahşi hayvana yem olma olasılığı da çok yüksek olacaktı.

Şimdi buna ek olarak, erkek antiloplardan birinde rastgele bir genetik mutasyon oluştu ve bunun sonucunda baba, yavrusuna ihtimam göstermek gibi bir özelliğe kavuştu diyelim. Bu öyle bir özellik ki, artık evdeki yavrusuna meradan çimen taşımayı akıl etmesine sebep oluyor. Bu erkek antilopun yetişkinliğe erişebilen (ve dolayısıyla onunla aynı geni taşıyan) çocuklarının olması ihtimali diğer serseri antiloplarınkinden daha fazla olacaktır. Dolayısıyla onda bulunan gen deyim yerinde ise tutacak ve düzenli bir şekilde popülasyon içinde yayılmaya başlayacaktır.

Primatları ele alalım. Bir grafik çizerek, ebeveynlerin ortaya koyduğu yatırım ile çocukların anne babaya bağımlılık süresi arasındaki ilişkiyi kabaca görebiliyoruz. Erkek şempanzeler dişilerine ve çocuklarına birkaç yıl boyunca et taşırlar. Erkek babunların yatırım süresi daha kısadır. Çan kuyruklu lemurlar derseniz, çocuklarına pek zaman ayırdıkları söylenemez. Jibon maymunları ise namus kumkuması denecek kadar tek eşlidir.  O kadar ki Vatikan kendine maskot olarak beyaz jibonları seçmeliydi; birbirine  sadık iki eş ve birkaç jibon yavrusundan oluşan kusursuz jibon çekirdek ailesi bu iş için biçilmiş kaftan.

Peki en uzun çocukluk dönemine sahip primat hangisidir? Homo sapiens; yani insan. Beyinlerimiz büyüdükçe, hominid kadınların gitgide daha erken doğum yapması gerekti ki o koca kafalar leğen kemiklerinin arasından ve rahim ağzından geçebilsin. İnsan bebekleri normal maymunlarla kıyaslanabilir derecede gelişmiş bir beyin ile doğsalardı, kadınlar 18 ay hamile dolaşacaktı. Hangisini tercih ederdiniz hanımlar, iki kat daha uzun süre hamile kalarak dev kafalı bebeğinizi korkunç acılar içinde doğurmayı mı yoksa kafayı küçültüp daha erken doğurmayı mı? Hangisi bikini giyebilmek için daha az pilates dersi gerektirir?

Yani sonuçta daha erken doğuruyoruz. Çoğu memeliyle kıyaslandığında, insan kadınları birer cenin doğuruyorlar ve bu cenin çok daha uzun süre çaresiz kalıyor. Öte yandan kabilelerimizin kültürleri de giderek karmaşıklaşıyor ve öğrenmek zorlaşıyor. Bu da çocukluk çağını uzatan genlerin daha avantajlı olmasını sağlıyor.

Şimdi, içinde bulunduğumuz duruma bir bakalım. Bebeklerimizin çiftleşebilir hale gelmesi 10 seneden fazla sürüyor, ayrıca çiftleşebilir olmaları akıllarının başlarında olduğu anlamına da gelmiyor. Karmaşıklığı gitgide artan kültürlerimizin kodlarını çözecek ustalığa erişmeleri için taa yirmilerine kadar beklememiz gerekiyor. (Erkek kardeşim için yirmibeş diyelim.)

Beyinlerimiz büyüdükçe, daha da muhtaç halde doğar olduk ve çocukluk dönemimiz giderek uzadı. Annelik derseniz yeryüzündeki  en zorlu görevlerden biri haline geldi.

Durum buyken, hamilelik gibi zor işlere konsantre olmak zorunda olmadan ortalıkta koşuşturan tüm o erkekler, bedenlerini ve beyinlerini başka hayırlı işler için kullanabiliyorlardı. Örneğin yavru antilop avlamak. Çalışmaktan bitap düşmüş kadınlar, bu haylaz antilop avcılarının asla hayır demeyecekleri bir şeye sahip olduklarını farkettiler: düzenli seks.

Sorarım size, hominid bayanlar, hangi tip erkekle seks yapmak isterdiniz? Sevimli ve eve et getiren erkek mi, yoksa işi bitince arkasına bakmadan başka kızların  peşinde koşmaya devam edeceği belli olan serseri erkek mi?          

Etrafta takılıp evden fazla uzaklaşmayan erkekler, babalık olayını hiç umursamayanlardan daha fazla evlat yetiştirdi. Bu sadık erkekleri seksi bulan kadınlar, sorumsuz erkekleri çekici bulan kadınlardan daha fazla evlat yetiştirdi. Böylece yavaş yavaş, babalar serserilikten sorumluluk sahibi adamlığa evrildiler.

Çocukluk dönemi uzun süren pek çok türde, dişilerin seçimleri sayesinde evlatları ile duygusal bağ kuran sadık erkekler ortaya çıkmıştır. Bazı erkek kuşlar eşleri onları komşuları ile boynuzlarken dahi kuluçkada yumurtaları beklerler. Sadık geyik faresi babalarının yetiştirdiği gençler, annenin yalnız başına  yetiştirdiklerinden daha sağlıklı olur ve daha uzun yaşarlar. Erkek şempanzeler potansiyel eşlerine seks karşılığında et teklif ederler. Homo sapiens erkekleri ise karşı cinse neler sağlayabileceklerini göstermek için elmas yüzükler ve pahalı fallik arabaları tercih ederler. Ve kıtlık zamanı Homo sapiens dişilerinin de hiç çekinmeden eşlerinden et talep ettikleri görülmüştür. Sperm ve yumurta probleminin üreme stratejilerimizde yarattığı radikal farka rağmen, uzamış çocukluğumuz cinsel münasebette bulunduğumuz kişiye karşı yoğun bağlılık geliştirebileceğimiz şekilde evrildiğimizi gösterir.

Biyologlar buna “eş bağı” diyorlar. Bizim evlilik ile kurumsallaştırdığımız bağ da bu. Kötü haber şu ki, eş bağı aslında çocuklarımız kendi ayakları üzerinde durabilene kadar dayanacak şekilde tasarlanmıştır. Genlerimiz bizi mutlu etmek gibi bir amaç ile tasarlanmamışlardır. Tam tersine kendilerinin mümkün olduğu kadar çok kopyalarını üretebilmemiz için onlar bizi tasarlamıştır.  Tek amaçları anne babadan çocuğa sıçrayarak başka jenerasyonlarda yaşamaya devam etmektir. Yani çocuklar yuvadan uçup gittikten sonra olanlar genleri ilgilendirmez. Cinsel ilişkilerin gerçekten "ölüm bizi ayırana dek" sürebilmesi için, yine Pleistosen savanasında geliştirdiğimiz hayat boyu  arkadaşlık ve samimiyet bağlarının da oluşması gerekir.  

Ama önce uğraşacağımız başka kadın/erkek problemleri var ki bunların en başta geleni, kadın ve erkek hominidleri tahrik eden unsurların farkları.

Bu arada neden size hominid deyip duruyorum?

Hominidler, bizim soyu tükenmemiş tek örneği olduğumuz tüm NeanderthalAustralopithecinHomo habiliHomo erektus vs. gibi iki ayak üzerinde yürüyen maymunların oluşturduğu ırka verilen addır. Bu karakterlerin çoğu dünya üzerinde

aynı zamanlarda var olmuşlar, karşılaşmışlar, mal alışverişi yapmışlar, muhtemelen çiftleşmişler ve birbirlerini yemişler. İçlerinde Plato’nun da bulunduğu bazı biyologlar, hominidleri “tüysüz iki ayaklılar” olarak tanımlar. Aslında hominidler, soyu tükenmiş maymunlar arasında bizimle şempanzeden daha yakın akrabalık bağı olanların hepsinin genel adıdır.  Şu andaki arzularımız, meziyetlerimiz, becerilerimiz ve şeytanlıklarımız aslında onların seçimleriyle inşa edilmiştir.

Homo sapiens beyni ve bedeni ile ilgili özgün olan ne varsa Pleistosen döneminde Afrika savanasında tasarlanmıştır. Savana dediğimiz, çalılıklarla kaplı açık çimenlik alandır. Pleistosen ise son Buz Çağı’nın ilerleme ve gerilemesi ile çakışan, bundan 1,8 milyon ila 10.000 yıl önce, hominidlerin gezegeni sarmaladığı, pek çok iri hayvanı yok ettikleri – ki içlerinde birçok hominid türü de vardı -  ve hızla bize dönüştükleri bir dönemdir.

Hominidler maymunların alt kümesidir. Maymunlar da primatların alt kümesidir. Biz de dahil olmak üzere 235 bilinen primat türü bulunur.

Tek eşli primatlar genellikle ağaçlarda yaşayan türlerdir. Ağaçlardan yere inen ve bölgesini korumak zorunda kalan primatlar ise gizli işler çevirmeye ve onunla bununla kırıştırmaya başlamışlardır.

Siz en son ne zaman bir ağacın üzerinde uyudunuz? Tanımadığınız birisi bahçenizdeki çimleri çiğnediğinde neler hissediyorsunuz?

Britanya’da yapılan bir araştırmaya göre, kocaların % 60’ı ve karıların % 40’ı eşlerini aldattıklarını kabul etmişler. Kinsey[1] araştırmasının sonucuna göre ise ABD’de 40 yaşın altındaki erkeklerin % 50’si ve kadınların % 26’sının evlilik dışı ilişkileri olmuş. (Her ne kadarCosmopolitan okuyan kadınların yarısı sadakatsizliklerini itiraf etmiş olsa da.) Bu sonuç, aile değerlerinin yakın zamanda değiştiğinin kanıtı değil; bu oranlar aslında son yüzyıl içinde pek değişmemiş. Sadece insanlar evliliklerinin daha erken evrelerinde aldatmaya başlamışlar.

Bu araştırmaların genel sorunu, icraatları tam ölçememeleri. Sadakatsizlik oranı ancak bizim söylediklerimizle belirlenebiliyor. Kimileri zaferlerini abartmaya meyilli olsa da insanların sadakatsizliklerini gizli tutmayı tercih ettikleri kesin.

Biz lisedeyken arkadaşım Mike Chorost okul arkadaşlarımızın cinsel aktivitelerini ölçebilmek için bir araştırma yapmaya niyetlenmişti. Dağıtılan anketleri spor dersi öncesinde soyunma odasında kıkırdayarak doldurmuştuk. Sonuçlar çok ilgi çekiciydi. Anlaşılıyordu ki, okulumuzdaki erkeklerin %99’u, kızların %1’i ile seks yapıyordu. Mahvolmuştum. Bu kızlar kimdi ve ben onlarla niye tanıştırılmamıştım? Ayrıca bütün okulun bekaretini kaybedememiş üç erkeğinden biri olmam da ayrı bir rezaletti. Aslında erkeklerin sonuçlarının biraz abartılı olduğunu biliyordum, çünkü ben de yalan söylemiştim. Üstelik tüm okulda mastürbasyon yapan tek kişi de bendim. Allahtan bu konuda da yalan söylemeyi akıl etmiştim.  Kazanova erkekler ve namuslu kızlardan oluşan sınıf arkadaşlarıma şöyle bir baktığımda farkettim ki, anketin ortaya çıkardığı tek şey, bizim hayal dünyamızın pek geniş olduğuydu.

Atalarımız zamanında tam olarak ne kadar çapkınlık yapıyorduk dersiniz? Ah tarih öncesi önüne gelenle yatıp kalkma düşkünlüğünü bir ölçebilseydik...     

Ölçebiliriz.   

Eğer Pleistosen savanasında erkeklerin çapkınlık oranını merak ediyorsanız, erkeklerin kadınlara oranla boyutlarına bakmalısınız.

Bu konuyla daha sonra uğraşacağız.     

Eğer Pleistosen savanasında dişilerin çapkınlık oranını merak ediyorsanız, erkeklerin vücutları ile testislerinin oranına bakmalısınız

Bu konuyla uğraşmaya ise hemen şimdi başlayalım.

 

Spermler Erkekten Yumurtalar Kadından


kolibant amca (:

Recent Readers Map -- Ziyaretçi Profili

bıdı bıdı

seri katil (3) a.q (2) amorphis (2) aşkkk (2) hastalık düşünce (2) istanbul (2) 29 ekim (1) 56k modem (1) Bilgisayar Atölyesi (1) Dropkick Murphy's (1) I love nuclear (1) Sabahattin Ali (1) The true face of Leonardo Da Vinci (1) adamın damına koyan şarkılar (1) aforizma (1) ahlak (1) albert einstein (1) anarchist cookbook (1) anne (1) ateizm (1) aşk mı? (1) bandista (1) blogger (1) boobies (1) can baba (1) catcher in the rye gönülçelen (1) cehenneme övgü (1) chrome (1) darth vader (1) deizm (1) din (1) direc t (1) direc t hasret (1) drums session (1) durup dururken adamın damına koyan şarkılar (1) elegy (1) emrah (1) evet sanırım (1) evlilik gereksiz mi (1) evlilik yemini (1) fight club (1) fitzgerald (1) gerekli valla (1) gereklidir (1) google (1) google googlizm googlism (1) google wave (1) h4x0r (1) hayat (1) holden caulfield the catcher in the rye gönülçelen (1) how to make a smoke bomb (1) inat (1) infected mushroom (1) kadın (1) kafana takma (1) kuran parmak izleri (1) küçük prens (1) kılıçdaroğlu sünnetsiz (1) lost (1) lost teori (1) mesaj (1) microsoft (1) mor ve ötesi (1) mucize kuran deniz (1) my chemical romance (1) nası yawww (1) nasıl oluo (1) night (1) night in istanbul (1) of of (1) ottoman crime osmanlı (1) photography (1) photoshop cs5 (1) puhahaha (1) pussy (1) rammstein (1) rilke (1) roman (1) sansürcü digiturk (1) satan (1) serçelerin şarkısı (1) shibumi (1) stairway to heaven (1) tanrı (1) tembellik hakkı (1) test (1) the departed (1) tick (1) tomtom (1) turgut uyar (1) tyler durden fight club (1) ville valo natalia avalon summer wine (1) yaz gereksizliği (1) yok be (1) yok yok çekemem (1) yıldırım özçelikyürek (1) zaman (1) çelişkiler (1) öküz (1) Şöhret Kurşunoğlu (1) şarkı ters (1) şıh (1)

Arama yapmaq için...

FriendFeed

Google translate

Lijit Stats Wijit - Recent Readers List

hangisi yıkılmayaydı iyi olurdu?

Blog Archive

İzleyiciler

arşivci bi adamım...

Lijit Search

Aramak istiom ulen (: