30 Kasım 2008 Pazar

istanbulummm

Sizdeki fotoğrafımın adı Hüzün. Bildiğiniz Türkçe olarak hüzün yani. Bizim dilimizdeki melankoli tam karşılamıyor bu hali. Bir duruş gibi sanki. Bir kabulleniş hali. Hem keder var, hem acı, hem de rıza. Bu şehir herkesi kucaklayan bir yapıya sahip. Kozmopolit çünkü. Bu da biz yabancıların İstanbul'da kendimizi yabancı gibi hissetmemizi önlüyor. Rüyalarımda İstanbul'a geri döndüğümü görüyorum, benim için kaybedilmiş bir aşk gibi. İmkansız bir aşk. Bu aşkın cevabı İstanbul'un melankolisinde, tarihinde, duvarlarında, kubbelerinde, ışığında, onun yüzlerinde ve denizinde gizli... Fotoğraf için bir de şiir yazdım:

Tramvayın tıkırtısı içinde, sessiz hüznümü ısıttı güneş camın ötesinden.

Ardında zamanın duvarlarını bırakan köprünün üstünden geçerken sabır ve varoluşun kabullenişi arasında.

Denizi izlerken hiçbir yerin çokluğunu atıl bekleyen varoluş...

Hüzün, imkansızlığın güzelliği, ruhun derinliklerine dokunur...

23 Kasım 2008 Pazar

ATEŞTEN ÇORAP

Çocuk olmanın en iyi yanı aptal olma hakkına sahip olmanızdır. Misal ben diş macununun tadını sevmediğim için yıllarca tüp çukulatayla dişimi fırçaladım. Ekmeğe diş macunu sürüp yiyen bir çocukla dialektik gereği iyi arkadaş olduk. Aptallık konusunda sınır tanımıyorduk. Çarşaftan kedi paraşütü icad ettiğimizi, kedileri bu paraşüte bağlayıp balkondan attığımızı hatırlıyorum. Kediler sertçe yere iniyorlar ve üstlerine kapanan çarşafla birlikte koşturmaya başlıyorlardı. En son attığımız kedi ise bir yavru kediydi ve hafifliği yüzünden yere düşmek yerine çarşafı dolduran rüzgarla göğe yükselmişti. Gökyüzünde küçük bir nokta haline gelene kadar acı dolu miyavlarını duymuştuk. Kediyi bir daha görmedik. Bilim şehidi olmuştu. Uzaya kedi gönderen ilk Türkler olmamıza rağmen elimizden bir tutan çıkmadı. Kedinin ölüm bize ders oldu.
Ertesi gün roket yapmaya karar verdik. Roket için arabalardan hortumla benzin çalarken yanlışlıkla yuttuğumuz benzinler hepimizi hasta etti. Bütün akşamüstü oraya buraya kusarak mahallede huzursuzluğa sebep olduk. Artık bizi gören insanlar ve kediler saklanacak delik arıyorlardı. Her gün bir öncekinden daha aptalca birşey yapmaktan bıkıp usanmıyorduk. Bir gün arkadaşım perdeleri kibritle yaktıktan sonra, kolonyayla söndürmeye çalışırken ayaklarını yakmıştı. Zira kolonya ile iyice alevlenen ateşi tekmeleyerek söndürmeye çalışmıştı. Aynı arkadaş iyileşir iyileşmez, çubuk krakerle sigara içiyor taklidi yaparken, çubuğu ocakta yakmaya yeltenmiş ve kaşlarını yakmıştı. Fakat en kötüsü ayaklarını ikinci kez yakmasıydı. Çoraplarını ayağından çıkarmadan ütülemeye çalışmıştı. Anne ve babasının sinirleri epey bozuldu. Evi yangın söndürücüyle doldurdular. Yatağın altında kamyon lastiği biriktirmek, buzlukta hamam böceği dondurmak, 20 tane sakızı aynı anda çiğnemek gibi alışkanlıklarımız vardı. Boş zamanlarımızda ise balkondan insanların üstüne işer, yaşlıların zillerini çalıp kaçar, çatılarda dolanıp antenleri kırardık. Ispanak gibi sevmediğimiz yemekleri anneler görmeden ceplerimize doldururduk. "Yemeğini yedin mi?" diye sorduklarında, "Hayır, cebime koydum" derdik. İnanmazlardı ve komiklik yaptığımızı düşünüp gülerlerdi. Oysa biz ciddiydik. Ama çayımızı oniki şekerli içtiğimiz için kimse bizi ciddiye almazdı.

18 Kasım 2008 Salı

Blog oluşturma

bu adresten BLOG OLUŞTURMA videosunu indirebilirsiniz...
Lütfen buraya sağ tuşla tıklayınız ve "hedefi farklı kaydet" diyiniz...

ÖĞRENCİLER İÇİN Blog oluşturma


yukarıdaki videoyu izleyerek sizde blog oluşturabilirsiniz.

15 Kasım 2008 Cumartesi

Atölye grubumuz









Google Gruplar

Şöhret Kurşunoğlu İş Okulu Bilgisayar Atölyesi Grubu grubuna kayıt ol
E-posta:

Bu grubu ziyaret et

muhahaha (: -- H4x0r --



süfer y4pmış elem4yn. h4x0r(:

10 Kasım 2008 Pazartesi

write or die denen zımbırtı...

66
3
lab.drwicked.com

bu alet ciddi manyak. blog, ödev veya tez yazacaklar için süfer. belirli bir sürede belirli bir hedefteki kelimeyi yazamazsan resmen a*zına *ıçıo :) tavsiye ederim...

1 Kasım 2008 Cumartesi